(743 S. K. m. 68) (2709 S. K. m. 134, geç. m. 15) (1086 S. K. m. 38, 39)
Davacı Ş. Turan vekili Avukat A. Göktürk tarafından, davalı Türk Dil Kurumu Başkanlığı aleyhine 24.01.2002 gününde verilen dilekçe ile 2876 sayılı yasa ile kurulan Türk Dil Kurumunun. Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumuna el atmasının önlenmesinin istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine dair verilen 15.10.2002 günlü kararın Yargıtay da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 17.06.2003 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı asil Ş. Turan ve vekili Avukat E. Yücel ile karşı taraftan davalı kurum vekili Avukat S. Ersoy geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, 1982 Anayasasının 134. maddesine göre çıkarılan 2986 sayılı yasa ile kamu tüzel kişiliği niteliği verilen Türk Dil Kurumunun, bu tarihe kadar özel hukuk hükümlerine göre varlığını sürdüren Türk Dil Kurumunun yerine geçmesinin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla haksız elatmanın önlenmesini istemiştir. Mahkemece davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, 1932 yılından beri dernek statüsü ile varlığını sürdüren Türk Dil Kurumunun son genel başkanı (ve üyesi) olmasına dayanarak eldeki davayı açmıştır. Dernek niteliğindeki Türk Dil Kurumunun hukuki varlığına Anayasa hükmü ile son verilerek yerine aynı isimle kamu tüzel kişiliği niteliğinde yeni bir kuruluş oluşturulmuştur. Davacı tarafından 1982 Anayasasının geçici 15. maddesindeki hukuki engel nedeniyle bu işleme karşı herhangi bir itiraz ve dava yolu kullanılamamış, ancak geçici 15. maddenin yürürlükten kaldırılmasından sonra dava açma imkanı doğmuştur. Bu durumda dernek niteliğindeki Türk Dil Kurumunun hukuki varlığının 1982 yılında sona erdirilmiş olması artık adı gecen dernekle ilgili hiçbir dava açılamayacağı anlamına gelmez. Demek mensuplarının hukuki imkansızlık nedeniyle önceden kullanamadıkları haklarını, engelin kalkmasından sonra kullanmaları mümkündür. O halde davacının aktif dava ehliyetinin varlığı kabul edilerek işin esasının İncelenmesi gerekir. Yerel mahkemece bu yön üzerinde durulmadan yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz den davacı vekili için takdir olunan 275.000.000lira duruşma avukatlık ücretinin davalı kuruma yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geriye verilmesine 17.06.2003
gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacı, 1936 yılında özel hukuk hükümlerine göre kurulan Türk Dil Kurumunun, adının ve varlığının 2876 sayılı yasa ile sona erdirilmesi ve kamu kuruluşu niteliğine dönüştürülmesinin hukuka ve Anayasaya aykırı olduğunu ve böylece, davalının yarattığı muarazanın önlenmesine karar verilmesi istenmiştir.
Davalı, davacının dava açmakta aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, bir kurum olarak varlıklarının Ankara Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin kesinleşen bir kararı ile de kabul edildiğini davalı kuruma husumet yöneltilemeyeceğini, 2876 sayılı yasanında Anayasaya aykırı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesi ile dava reddedilmiştir. Davacının temyizi üzerine dairece, davacının aktif dava ehliyeti bulunduğu belirtilerek, işin esasının incelenmesi gerekçesi ile karar bozulmuştur. Bozma ilamına katılamıyorum.
Şöyle ki;
Daha önce davalı kurum, 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti olarak kurulmuş, 1936 yılında ise Türk Dil Kurumu adını almıştır. 1982 Anayasası ile bu kurum, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içine alınmış ve bu kuruma ayrı bir tüzel kişilik verilmiştir. 2876 sayılı yasa ile de, bu kurumun içinde, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi yer almıştır. Yasadaki düzenleme itibarıyla, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içindeki bu kurum ve kuruluşlarda ayrı ayrı tüzel kişilik tanınmıştır. Görüldüğü üzere, üst ve alt birimdeki kuruluşların ayrı ayrı tüzel kişilikleri bulunduğu yasa ile kabul edilmiştir. Böylece davalı kurumun var olması Anayasadaki düzenlemeye aykırı bulunmamaktadır. Bu bakımdan 2876 sayılı yasanın, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içinde öngördüğü kurum ve kuruluşların varlığı, Anayasaya aykırı değildir. Nitekim Ankara Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen 03.11.1993 gün ve 1993/544-724 sayılı kararında da bu kurumun. Anayasa ve 2876 sayılı yasa ile öngörülen kurum ile 1936 da varlığı kabul edilen kurumla aynı olmadığı olgusu belirlenmiştir. Diğer bir anlatımla, 1936 yılındaki kurum dernek statüsünde iken Anayasa ve 2876 sayılı yasa ile öngörülen kurum bir kamu kurumu niteliğini kazanmıştır. Böylece Anayasa ile önceki kurumun tüzel kişiliği sona ermiştir.
Davacının iddiası, şimdiki kurumun Anayasaya aykırı olduğudur. Bunun yazılı norm itibarıyla aykırı olmadığı yukarıda açıklanmıştır. Anayasa hükmünün genel hukuk kurallarına aykırı iddiasının inceleme yeri de mahkemeler değildir. Bu ancak Anayasanın genel hukuk kurallarına uygun hale getirilmesi ile olanaklı kılınabilir.
Şu durumda davacının Anayasa ve yasa ile özel hukuk hükümlerine tabi bir kuruluşun tüzel kişiliği sona erdiğinden, o tüzel kişiliğin eski bir başkanı sıfatı ile eldeki uyuşmazlık konumunda dava açmasında, aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Davanın reddi bu bakımdan doğrudur.
Bu nedenle bozma ilamında yer alan düşüncelere katılamıyorum. 17/6/2003
KARŞI OY YAZISI
Davacı dava dilekçesinde önceki kurumun yasa ile sona erdirildiğini, yasanın Anayasa'ya aykırılığının iddia edilmesinin mümkün bulunmadığı, halde son değişiklikle bu imkana kavuştuğunu, yasanın verdiği yeni imkandan yararlandığı için gecikmiş de sayılmayacağını, önceki kurumun tüzel kişiliğinin de devam ettiğini bildirerek istekte bulunmuştur. Ancak; istek önceki kurum adına genel başkan sıfatı ile yapılmamış şahsen istekte bulunulmuştur. Dilekçenin yazılış biçimine göre önceki kurumun tüzel kişiliğinin devam ettiği iddiasının o tüzel kişilik adına yetkili organın ileri sürmesi gerekir. Tüzel kişilik adına başkan tarafından değil şahsen istekte bulunulmuş olduğundan davacının şahsen aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Yerel mahkemenin ret kararı bu gerekçe ile doğru olduğundan sonucu bakımından doğru olan ret kararının bu gerekçe ile onanması gerektiğini düşünüyor ve bozma kararına katılamıyorum. 17/6/2003
(KAYNAK Av. Talih UYAR)(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy