(818 S. K. m. 41, 49) (4721 S. K. m. 25)
Davacı Şükriye E. vekili Avukat Enver Yılmaz tarafından, davalı Temel O. aleyhine 2.11.2001 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmininin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 2.10.2002 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, davalı ile kırbeş yıl gayriresmi olarak evlilik hayatı yaşadığını, çocukları olduğunu, davalının geçim ve iaşesi ile ilgilenmediğini bu nedenle nafakaya hükmedilmesini istemiş ise de daha sonra davasını ıslah ederek, gayriresmi olarak yıllarca davalıya hizmet etmesi ve fakat nafakasız olarak davalıca terkedilmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, Türkiyede ikinci evliliklerin yaygın ve toplumca olağan karşılanması, kırkbeş yıl bir erkeğe hayatını bağlayıp dört çocuk veren yetmiş yaşında bir insanın ayrılmasının manevi duygularını inciteceği, kişilik haklarını zedeleyeceği, bu yaştan sonra da tekrar evlenemeyeceği nedeniyle beklenen menfaatleri elde edemeyeceği gerekçesi ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Bir kişinin fiziki, sosyal ve duygusal kişilik değerlerine iradesi dışı saldırma sonucu meydana gelen eksilme ve kayıplar manevi zararı oluşturur. Bu tür kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse, manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Yasalarımız manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar kişinin ve ailenin onur ve saygınlığına yönelik suçlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi, isme saldırı, nişan bozulması, evlenmenin feshi, babalığın benimsenmemesi, bedensel zarar ve öldürmedir.
Medeni Kanunun 25 ve Borçlar Kanunun 49. maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar kişilik haklarıdır. Kişisel varlıkların korunması kişilik haklarının amacıdır. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar yada kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Somut olayda davacı, bu içerikteki değerlere değil, davalının kendisine bakmaması, nafakasını temin etmemesine dayanmıştır. Bu hususlar koşulları varsa, ancak alacak davasına konu edilebilir. Davalının evli olduğunu bilerek onunla gayriresmi evlilik yaşayan, bu evliliği kırkbeş yıl sürdüren davacının resmen evlilik bulunmadığından ve davalının davacıya bakmakla yükümlü olduğuna dair yasalarımızda yasal bir düzenleme mevcut olmadığından ancak ahlaki bir bakım borcundan söz edilebilir. Yine ahlaki bir borç da, manevi tazminat gerektirmez. Keza maddi tazminata da hükmedilmişse de, davacının maddi zararının ne olduğu belirtilmeden, maddi zarar ile davalının eylemi arasındaki uygun sebep-sonuç ilişkisi ortaya konulamadan, davalının kusuru, eyleminin hukuka aykırılığı da saptanmadan koşulları bakımından oluşmayan maddi tazminata da hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Şu durumda davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin tümden reddi gerekirken somut olayın değerlendirilmesinde hataya düşülerek, yukarıda anılan hususlar ve tazminat hukukunun genel ilkeleri gözardı edilerek davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24.4.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy