(818 S. K. m. 49) (4721 S. K. m. 24) (1086 S. K. m. 79)
Dava: Davacı Kalender A. vekili Avukat Hüseyin Saray tarafından, davalılar Simge Yayıncılık ve Dağ. A.Ş. adına Mehmet Ali Y. ve Hasan Ç. aleyhine 22/9/2000 gününde verilen dilekçe ile yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 18/10/2001 günlü kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne ve tebligat gideri verilmediğinden duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, yayında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Davaya konu yayında : "Dram ve mucize" başlığı altında, davacının eşini kısır olduğu nedeniyle sürekli azarladığı, çocuk özleminin eşinin içini yaktığı, çok istemesine rağmen hamile kalamadığı, bu yüzden tartıştıkları ve yine davacı tarafından azarlanması sonucunda yedinci kattan atlayarak intihara kalkıştığı, ancak mucize eseri kurtulduğu, haber yapılmıştır.
Dosyada saptanan bulgulara göre, davacı ve intihara kalkışıp bir gün sonra da yaşamını yitiren eşinin iki çocukları olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan, aralarında olaydan önce tartışma olmakla beraber, olay sırasında davacının evde olmadığı da sabittir. Yayına ve davaya konu haber bu bakımdan 'gerçek dışı'dır. Nitekim, mahkeme tarafından bu yön, "muhabirin kendi senaryosu, bir anlamda uydurması" biçiminde kabul ve benimsenmiştir. Ancak, buna karşın, davacının kişilik haklarına saldırının olmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Anayasal güvence altında bulunan basın özgürlüğünün özel hukuk alanındaki sınırı BK. m.49 ve MK. M.24 hükümleri ile belirlenmiştir. Bu bağlamda haber verme hakkı; gerçeklik, kamu yararı, güncellik, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık temel kuralları ile sınırlıdır. Bu kurallardan birisine aykırı davranış durumunda, haber verme hakkının kullanıldığından ve hukuka uygunluk nedeninin varlığından söz edilemez. Somut olayda, davacının eşinin intiharı ile dosya kapsamından anlaşılamayan ve fakat yayındaki nedenlerle olmadığı da sabit bulunan tartışma olgusu dışında, gerçek hiç bir yön yoktur. Yayın, bütünü bakımından gerçek dışı bir kurgudan ibarettir. Böyle bir yayın ile davacı, yayından haberdar olan ortalama insan gözünde, eşinin intiharına neden olan biri olarak gösterilmiştir. Ki, yalnızca bu yönüyle yayın, davacının kişilik haklarının ağır bir biçimde ihlali niteliğindedir. Mahkemenin bu noktada, kişilik haklarına saldırının bulunmadığına ilişkin gerekçeleri; ortak yaşam deneyi kurallarına ve yine anayasal güvence altında bulunan aile bütünlüğüne ilişkin toplumsal değer yargılarına aykırı, yetersiz ve yanılgılıdır. Diğer yandan, davanın zamanaşımı süresinin dolmasına yakın bir tarihte açılması nedeniyle, davacının acı ve üzüntü yaşamadığına ilişkin gerekçe de, hukuksal olmadığı yönü bir tarafa; kimsenin kendi lehine olan bir davayı veya hakkı talebe zorlanamayacağına ilişkin kuralın ( HUMK. m.79 ) da, göz ardı edilmesinin bir görünümü niteliğindedir. Mahkemece, uygun bir miktar tazminata hükmedilmesi yerine, davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup ; kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21/4/2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy