(818 S. K. m. 41) (YHGK 12.11.2003 T. 2003/4-660 E. 2003/693 K.)
Davacı H. Kasap tarafından, davalı Karadeniz Bakır İşl. AŞ aleyhine 18.04.2000 gününde verilen dilekçe ile davalı kuruma ait fabrika bacasından çıkan zararlı gazların ürüne verdiği zararın tazmininin istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 01.11.2002 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 18.2.2003 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı şirket vekilleri Avukatlar Y. Ertuğrul ve A. Sarer ile karşı taraftan davacı vekili Avukat O. Çelebi geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılar kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Diğer temyiz itirazlarına gelince;
a) Mahkemece uyulan bozma ilamında, zarar gören ürünün tarladaki kg. fiyatının belirlenmesi öngörülmüştür. Tarladaki ürün fiyatına en yakın fiyatın, yöredeki Samsun hal fiyatlarının olabileceği de gözetilerek hasat, nakliye, hal kesintisi gibi giderler düşülerek tarladaki fiyatı belirlemek olanaklıdır. Mahkemece bozmaya uyulduğu halde, bu gerekler yerine bilirkişilerce re'sen tespit edilen Ankara, İstanbul ve Samsun hal fiyatlarının ortalaması alınarak yapılan hesaplamaya göre hüküm kurulmuş olması Ankara ve İstanbul gibi illerin bölgeye olan uzaklıkları itibariyle, yol giderinin fazla olması ve böylece ürünün yetiştiği yerdeki fiyatı etkilemesi bakımından böyle bir yöntem yanlış olup kararın yeniden bozulması gerekmiştir .
b) Taşınmazın (1) dekarlık yerindeki ürün miktarı bozmadan önce İlçe Tarım Müdürlüğünün 05.10.2000 tarihli yazıları ile 800-1200 kg olarak bozmadan sonra Samsun İl Tarım Müdürlüğünün 07.12.2001 tarihli yazılan ile 1700-1600 kg olarak bildirilmiştir. Bu kere emsal dosyalar içinde olduğu söylenen aynı ilçe Tarım Müdürlüğü yazılarına göre 2500 - 3300 kg olarak bildirildiği bilirkişi raporundan anlaşı1malaadır. Bu bilgiler aynı müdürlüğün daha önceki yazısı ile ve İl Tarım Müdürlüğü yazısı ile çelişmektedir. Bu farklılık nedenleri değerlendirilmemiştir. Hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda da bu değerlendirmeler yeterince yapılmadan ve taşınmazdaki ürünün bölümler halinde tartılarak dekara verimlerin belirlenmediğinin açıklanması karşısında rapor denetime açık değildir. Dekara verimle ilgili çelişkilerin giderilerek varılacak sonuç uyarınca karar verilmelidir.
Anılan önün gözetilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3- Davacı vekili mahkemeye verdiği 19.6.2001 tarihli dilekçede "2567 parsel için zaten bir tazminat isteğimiz olmamıştır" ve davacı asil H. Kasap 27.11.2001 tarihli oturumda "2567 parsel için tazminat talebiniz de olmamıştır" şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Şu durumda davacının dava konusu taşınmazlardan 2567 parselle ilgili talebinden feragat ettiği kabul edilerek bu parsel yönünden istemin reddine karar verilmelidir.
Anılan yön gözetilmeden verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın (2) ve (3) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve temyiz eden davalı şirket vekilleri için takdir olunan 275.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 18.2.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacı dava dilekçesinde, tespit dosyasında belirtilen parsellerdeki ürün zararını istemiştir. Tespit dosyasındaki dilekçede, tespit tutanağında ve hazırlanan raporda 2564,2565, 2566 ve 2567 parsel sayılı taşınmazlardaki ürünün zarar miktarı belirtilmiştir. Davacının bu yerlerin sahibi olmayıp, kiracı konumunda bulunduğu da anlaşılmaktadır.
Mahkemece verilen ve istemin kısmen kabulüne ilişkin karar, zarar miktarının belirlenmesine ilişkin yöntemin yerinde görülmemesi nedeniyle bozulmuştur. Bozmaya uyulduktan ve bozma gereklerinin yerine getirilmesi için araştırma ve incelemenin devam ettiği ve davalının ekili parsel miktarları konusundaki 12.4.2001 günlü dilekçesi üzerine davalının bu dilekçeye karşı itiraz ve açıklamaları içeren 19.6.2001 havale tarihli dilekçesinde açıklama yaparken, dava konusu edilen dört parselden söz ederken "...2567 parsel için zaten bir talebimiz ve tazminat isteğimizde olmamıştır" biçiminde bir açıklamada bulunmuştur. Takip eden duruşmalarda bu konuda herhangi bir açıklama yapılmamış, ancak 27.11.2001 günlü oturumda (kopya kullanılmak suretiyle) dinlenen davacı asıl, 2567 mi, 2587 mi olduğu tam olarak okunmayan bu numaralı parsel için. "...tazminat talebimiz de olmamıştır."biçimindeki bir açıklaması bulunmaktadır. Daha sonra davacı vekili 30.9.2002 günlü dilekçesi ile 19.6.2001 havale tarihli dilekçedeki. "...2567 parsel için zaten bir talebimizde olmamıştır" biçimindeki değerlendirmenin hataen yazıldığını belirterek, 2567 parseldeki zarar isteminin de hüküm altına alınması belirtilmiştir.
Yapılan şu açıklamalar ve gelişmeler itibariyle sorun, davacının 2567 parseldeki tazminat isteminden vazgeçip geçmediği noktasında toplanmaktadır. Kural olarak ve yasal düzenleme itibariyle davadan vazgeçme kesin hükmün sonuçlarını doğurur. Diğer bir anlatımla dava konusu edilen ve vazgeçilen hak, bir daha istenemez. Ancak bu vazgeçmenin hataya dayalı olduğu ileri sürülürse veya vazgeçme dilekçesindeki açıklamalar itibariyle vazgeçmenin açık olmadığı, bu konudaki irade açıklamasının duraksama yarattığı durumlarda, vazgeçmenin açık olmaması nedeniyle sonuç doğurmaması düşünülmelidir.
Somut olayda, davacı vekilinin 19.6.2001 günlü dilekçesindeki sözler, 2567 parsel için "zaten bir talebimiz ve tazminat istemimiz olmamıştır" derken, çelişkinin varlığı açıkça görülmektedir. Çünkü davacı bu parsel iç in dava açmış, zarar hesabı yapılmıştır. "Zaten" dava açmadık, tazminat istemedik derken, dava olmadığı biçimindeki aykırılık açıktır. Bu açıklamanın mahkemece açık biçimde irdelenmemesi somut olay itibariyle bir eksiklik sayılmamalıdır. Mahkeme hükmünü kurarken, vazgeçmenin hataya dayalı olduğunu öngörerek hüküm kurmuştur.
Açıklanan nedenlerle bozma ilamının (3) nolu bendine katılamıyorum. 18.2.2003
KARŞI OY YAZISI
Dava, objektif dava birleşmesi biçiminde; birkaç taşınmazda ekili kara lahana ürününün davalı şirketin fabrika bacasından çıkan duman nedeniyle zarar gördüğü ileri sürülerek açılan tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kısmen kabul edilmiş: davalı yanın temyizi üzerine dairemizce, dava konusu taşınmazlardan 2567 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddedilmesi gerektiği düşüncesiyle bozulmuştur. Bozma kararının 3. maddesi dosya içeriğine uymamaktadır. Şöyle ki:
Davacı vekili, 19.6.2001 havale tarihli dilekçesinde, bazı açıklamalarda bulunurken, "...Bununla birlikte sayın bilirkişi aynı dosya içinde bulunan 2567 parselde bulunan ürünleri hasat edilmediği halde hasat göstermiştir. Fen bilirkişisinin bu hatalarının kasti olmadığı da açıktır... 2564 nolu parseldeki 20.000 m2 gözüken alanın 4.682 m2 dışında kalan fazlalığından FERAGAT ediyoruz." diye yazdıktan sonra dilekçenin 2. maddesinde de. "...2567 parsel İçin zaten bir talebimiz ve tazminat istemimiz olmamıştır." cümlesi yer almış: dilekçesinin (2. sayfasındaki) SONUÇ bölümünde ise yalnız 2564 sayılı parselin fazla miktarından FERAGAT ettiğini açıklamış; bu feragat içine 2567 sayılı parsel katılmamıştır.
Duruşmaların 27.11.2001 tarihli oturum tutanağında (duruşma tutanakları her nedense kopyalı olarak usule aykırı düzenlenmiştir) davacının isticvap açıklamaları arasında, "...2567 parselin müşahade sırasında hasat edildiği belirlenmiş olup, bu parsele için tazminat talebimiz de olmamıştır." demiş ve okunan beyanım davacı imzalamıştır. .
Davalı yanın temyizi üzerine, dairemiz çoğunluğu yukarıda özetlenen davacı ile vekilinin açıklamaları hakkında yaptığı değerlendirme sonucu bozma kararının 3. maddesinde, dava konusu taşınmazlardan 2567 parsel nolu taşınmazla ilgili davanın FERAGAT nedeniyle reddedilmek üzere kesin biçimde bozmuştur.
Bilindiği gibi, bir davada FERAGAT, başka hiçbir işleme gereksinim bırakmadan davayı usulden sonuçlandıran ve davayla istenilen bir hakkı temelli ortadan kaldıran irade açıklamasıdır. Feragatın bu sonuçları düşünüldüğünde, feragat, açıklamasının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta; netlikte olması gerekir.
Uygulamada feragat ile vazgeçme sözcükleri birbirinin yerine ve yanlış olarak kullanılabilmektedir. Bir haktan feragat ile davayı geri alma, davanın takibinden vazgeçme ayrı ayrı sonuçlar doğurur.
İşte, yerel mahkemece kararda bu husus üzerinde durulup tartışılmamıştır. Davacı vekilinin dilekçede, davacı asilin duruşma tutanağında yazılı ve birbirine benzer sözlerinin sarfındaki amacın ne olduğu, bu sözlerin ne anlama geldiği tartışılmamıştır. Ancak, mahkeme2567 parsel sayılı davayı da kısmen kabul etmekle sözlerin feragat anlamına gelmediğini de zımnen kabul etmiştir.
Öte yandan davacı, feragat açıklaması olsa bile kural olarak bu açıklamanın hata, hile veya ikrah sonucu yapıldığı nedeniyle feshi için bir dava açabileceği gibi, aynı dava içinde de bunu ileri sürebilir. Nitekim, davacı vekili, 30.9.2002 tarihli dilekçesiyle sarfedilen sözler için sehiv, hata savında bulunmuştur.
Feragat, kesin bir hükmün sonuçlarını doğuran bir irade açıklaması olduğuna göre üzerinde titizlikle durulmalı; iradenin, rızanın fesada uğrayıp uğramadığı incelenmelidir. Kaldı ki, somut olayda 2567 sayılı parselle ilgili dava için "feragat" sözcüğü kullanılmamıştır. O halde yapılacak iş;
1- Davadan feragat, açıklama olarak açık ve net bir başka anlatımla hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde olması gerektiğinden bunun üzerinde durulup sözler irdelenmelidir. Sözler, davadan feragat mıdır, yoksa davayı takipten vazgeçme midir, hatta amaçsız, anlamsız bir açıklama mıdır, hususları açıklığa kavuşmalıdır.
2- Sözler, feragat olarak kabul edilirse, açıklamanın hatadan kaynaklandığı iddia edildiğine göre bu iddia incelenip tartışılmalıdır.
Yerel mahkemenin karar gerekçesinde bu hususlar üzerinde durulmamış: açıklamalar gözardı edilerek suskun kalınmıştır.
Fakat çoğunluk kararı da davanın feragat nedeniyle reddi gerekir düşüncesi kesin bir bozma olduğundan bu görüşe katılmak mümkün değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerle bozma kararının 3. maddesine sonuç itibariyle katılmakla beraber "kesin" nitelik arzeden bozma kararı gerekçe ve biçimine katılmıyorum. 18.2.2003
Full & Egal Universal Law Academy