(818 S. K. m. 49) (743 S. K. m. 1) (2709 S. K. m. 36)
Dava: Davacı S. Sever vekili Avukat B. Feyzioğlu tarafından, davalı R. Ö. aleyhine 5.3.1999 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem sonucu kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin kısmen kabulüne dair verilen 12.9.2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, haksız eylem sonucu uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Davacı, davalının Ankara Üniversitesi Rektörlüğü ile Yükseköğretim Kuruluna dilekçe vererek asılsız şikayette bulunduğunu, ayrıca Radikal gazetesinde yayımlanan haberi gönderdiğini ileri sürerek kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Kararı davalı temyiz etmiştir.
Kural olarak suçların kovuşturulması maksadı ile yetkili makamlara yapılacak şikayetler hukuka aykırı sayılmazlar. Ancak Anayasa teminatı altında bulunan her hak ve özgürlük gibi, hak arama özgürlüğü de sınırsız değildir. Şikayet hakkının kişilerin aleyhine ve kötüye kullanılamayacağı Anayasanın 36. madde; herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle hak arama hürriyetini kullanabileceği ifade olunarak açıklanmıştır. Bu durumda, davalının hak arama özgürlüğü ile davacının çatışan kişilik haklarının sının Medeni Yasanın 1. maddesindeki ana kurallar uyarınca hâkim tarafından büyük bir özenle çizilmelidir. Çünkü kişilik haklarına saldırıda bulunan kimse, eğer üstün çıkarları korumak için davranmışsa, davacının saldırıya uğrayan kişilik hakkı korumadan yararlanamayacaktır. Şikayet hakkının hukuka aykırı olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, şikayeti haklı gösterecek olguların bulunmaması veya şikayet hakkının kasten kötüye kullanılmış olması gerekir. Elinde şikayet veya başvuruyu destekleyen bazı emare (belirti) bulunan kişinin eyleminin hukuka aykırılığından söz edilemez ve şikayette bulunan kişi Borçlar Yasasının 49. maddesi gereğince manevi tazminatla sorumlu tutulamaz.
Davaya konu edilen olayda, davalı tarafından Ankara Üniversitesi Rektörlüğüne verilen dilekçede, davacının 1996 yılında hazırladığı "Sanata Duyulan İlgi Düzeyi ile Okuduğunu Anlama Becerisi Arasındaki İlişki" konulu çalışmanın, kendisi tarafından 1994 yılında hazırlanan "Sanata Duyulan İlgi Düzeyi ile Demokratik Tutum Arasındaki İlişki" konulu tez çalışmasının bir değişkeni, yöntemi ve biçimi ile aynı olduğu belirtilerek "kısmi intihal" (çalıntı, aşırma) nedeniyle davacı hakkında soruşturma yapılması istenerek dilekçe ekinde de şikayet konusunun örneklerle açıklandığı görülmektedir. Davacı hakkında başlatılan idari soruşturmada; ortak bir değişkenin ve araştırmaların yapısal özelliklerinden kaynaklanan ve farklı amaçlar için kullanılan ortak terminolojinin dışında göze batan benzerliğe rastlanmadığı belirtilerek "kısmi intihal" yapılmadığı ve disiplin soruşturması yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna varılmış; yerel mahkemece alınan bilirkişi kurulu raporunda da, iki araştırmanın planında bazı benzerlikler bulunduğu, içeriklerinin farklı olduğu ve özgün ifadelerle kaleme alındığı, bazı başlıkların benzer olmasının bu tür çalışmalarda izlenen ortak yöntem olması nedeniyle birbiriyle aynılık iddiasını haklı çıkarmayacağı ve planda bunun dışında intihal izlenimi bırakacak benzerlik bulunmadığı, öğrencilere sorulan sorular farklı olduğundan elde edilen verilerin ve varılan sonucun farklı olduğu ve ölçme noktasındaki farklılığın intihal olasılığını ortan kaldıracak nitelikte bulunduğu, bibliyografyaların farklılık taşıdığı ve davalının eserinin kaynakçada gösterildiği, 8. sayfadaki yanıltıcı aktarma işleminin asıl kaynak sözlükten ileri geldiği, verilerin çözümlenmesinde izlenen yöntemler arasında intihal iddiasını doğrulayacak kanıtlar bulunmadığı, Öğrencilerin öğrenim sırasında almış oldukları sanatla ilgili zorunlu ve seçimlik derslere dayanan açıklamalarının intihal olarak tanımlanmasının doğru bulunmadığı sonucuna varıldığı açıklanmıştır.
Somut olayda, davalının eserinden kısmi intihal yapıldığı yolundaki şikayetini doğrulayacak bazı emarelerin bulunduğu idari soruşturma sonucundan ve mahkemece alınan bilirkişi kurulu raporundan anlaşılmaktadır. Bundan başka, bir gazetede davacı hakkında yer alan haberin yayımlanmasında davalının katkısı bulunduğu da kanıtlanmamıştır. Bu durumda, dava konusu olayın gelişimi ile yukarıda anılan ilkeler birlikte değerlendirildiğinde davalının yasal şikayet hakkını kullandığı benimsenerek davanın reddedilmesi gerekirken, yerine bulunmayan yazılı gerekçeyle manevi tazminata karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24.1.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy