(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava ve Karar: Davacı İnsan Hakları ve Mazlumlar Derneği vekili Avukat M. E. tarafından, davalı Yenigün Haber Ajansı Basın Yay. AŞ ve diğerleri aleyhine 9.7.2001 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; A. B. hakkındaki davanın açılmamış sayılmasına, 750.000.000 TL. manevi tazminatın diğer davalılardan tahsiline dair verilen 26.12.2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yay. AŞ ve F. İ. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılardan Yenigün Haber Ajansı Basın Yay. A.Ş. ve F. İ. tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olayda ki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbiri ne karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen ABD'nin İmam-Hatip ilgisi başlıklı yazıda irticai sermayeli şirketlerle imam-hatip okullarını yeniden cazip hale getirmek ve 2000-2001 eğitim ve öğretim yılında yeterli derecede kayıt yaptırılmasını sağlamak amacıyla ortaklaşa çalışma yürütüldüğü iddia edilmiştir.
Davalının savunmasında yer alan ve dosya içinde bulunan basın bildirileri incelendiğinde davacı derneğin, İmam Hatip Lisesi Mezunlarının hak ve çalışma özgürlüklerinin sınırlandırmasının, 7.6.2001 tarihli basın bildirisi ile ayrımcılık sayılarak kınandığı, 7.11.2000 tarihli bildiride ise başörtüsünün laik düzene karşı bir başkaldırı olduğu, 28 Şubat sürecinin ise 28.2.2001 tarihli bildiride ağır şekilde eleştirilerek toplumun bu süreci başlatanlara hesap sormaya yönelik tepki koymaya çağrıldığı, 28 Şubat süreci hukuk dışı uygulama olarak nitelendirilip tepkilerin bir internet sitesinde toplanıp tepkinin beli edilmesinin telkin edildiği görülmektedir. Davacı derneğin bildirilerindeki açıklamalarının keskinliği ve din özgürlüğü adına yaptığı eleştirilerinde siyasi nitelikli açıklamalarda bulunmuştur. Böylece davacı dernek için, yayında yer aldığı biçimi ile nitelendirmeler yapılmasının, yayın kurallarına ve kamu yararına uygun bulunduğu bu haliyle de yayının eleştiri sınırları içinde kaldığı ve hukuka aykırılık oluşmadığından davanın reddedilmesi gerektiği gözetilmeksizin manevi tazminata hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06.06.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Yakınılan yazı gerçeklik unsurunu taşımadığı gibi, özle biçim arasındaki dengeden de yoksun şekilde kaleme alınmıştır. Bozma gerekçesinde yazılanlar yaptırımın cins ve miktarında etkili olacak unsurlardır. Bu nedenle yerel mahkemenin hukuka aykırılığı tesbit etmesi uygun olmuştur.
Mahkemece belirlenen yaptırımın somut olaya uygun olup olmadığı konusunda henüz bir karar verilmediğinden, bu aşamada, bu konuda bir düşünce açıklamasında bulunmanın mümkün olmadığını kaydetmekle yetiniyor ve bozma kararına katılamıyorum. 06.06.2002 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy