(2709 s. Anayasa. m. 12, 17, 36) (4721 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49)
Davacı Mehmet Emin Ö. vekili Avukat Derya Karabacak tarafından, davalı Buket S. aleyhine 24/6/1999 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 11/6/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili Avukat Ayla Selışık Tamar tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, davalı tarafından haksız olarak şikayet edildiğini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece istem kısmen kabul edilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda, davacı SSK Genel Müdürlüğünde başmüfettiş olduğunu, aynı kurumda sorumlu eczacı olarak çalışan ve emekli olan davalının haksız şikayeti nedeniyle hakkında açılan soruşturma sonucunda davalının iddialarının sübut bulmadığı, davalının şikayetinde kişilik haklarına saldırıdan söz ederek tazminat isteminde bulunmuştur. Yerel mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davaya konu şikayet dilekçesinde, davalı ile aynı yerde çalışan davacının eşinin masasının değiştirilmesi için davacının ve davacının eşinin davalıya baskı yaptıkları, eşi ile iyi geçinmesi hususunda davacının davalıyı odasına çağırarak tehdit ettiği, davacının eşinin rotasyona gitmemek için girişimlerde bulunduğunu ve rotasyon süresi dolmadan geri döndüğü, davacının görevi nedeniyle eşine bir kısım ayrıcalıklar sağlamaya çalıştığı gibi iddialar yer almaktadır. Tanık Yaşar Ü., davacının davalıyı yanına çağırarak eşi ile iyi geçinmesini söylediğini ve davalıyı uyardığını duyduğunu, tanık Mehtap K., davacının eşinin, masasının değiştirilmesi hususunda davalı ile tartıştığını, davacının davalıyı çağırarak "ayağını denk al" dediğini duyduğunu, davacının, kendisini de telefonla arayarak davalıyla birlikte hareket etmemesi, eşi ile birlikte hareket etmesini, aksi takdirde başına başka işler geleceğini, masa işini halletmelerini söylediğini, davacının eşinin rotasyondan erken döndüğünde "müfettiş eşi olmasam ben de 1,5 aylığına Elazığ'a giderdim" dediğini, yine tanık Canan Sermin Ö., davacının eşinin kendisini masasından kaldırmak istediğini, bu konuda araya davacının girdiğini davalıdan duyduğunu, davacının davalıyı telefonla arayarak hakkında soruşturma olduğunu söyleyip odasına çağırdığını duyduğunu, tanık Turgay U. ise, davalı ile telefonda görüştüklerini, davacının kendisini çağırdığından bahseden davalının raporlu olduğu için gitmesi gerekip gerekmediğini sorduğunu, kendisinin de çağıranın müfettiş olduğunu, çok hasta değilse gitmesini önerdiğini, beyan etmişlerdir.
Yukarıda açıklanan tanık beyanları, dosyada mevcut bilgi ve belgelerden; davalının şikayetini haklı gösterecek bazı emare ve olguların olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda şikayet hakkının yasal sınırları içinde hukuka uygun olarak kullanıldığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 1/4/2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy