(2709 s. Anayasa. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (743 S. K. m. 24, 24/a)
Davacı Cabbar D. ve Şehriban Ş. vekili Avukat R. Erden Arısoy tarafından, davalı H. Mehmet S. ve D... Haber ve Görsel Yayıncılık AŞ. aleyhine 28/2/1997 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat (1 milyar) istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne (600 milyon) dair verilen 10/10/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacılar, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu edilen 17/12/1996 tarihli yayının, davalı Mehmet S.'nın çalıştığı bakımevinde karşılaştığı bazı olumsuz durumlar hakkındaki açıklamalarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Davacılardan Şehriban Ş. bakımevinde hemşire olarak görev yapmıştır. Yargılama sırasında dinlenen ve bakımevi çalışanı olan tanıklar; bakımevindeki yaşlılara uzun süre uyuşturucu ilaç verilmesi nedeniyle hastaların şuurlarını kaybederek sağlıklı beslenemediklerini, bazı hastaların yatağa bağlandığını ve uyumazlarsa hemşire tarafından dövüldüğünü, uyumaları için fazla miktarda ilaç verilmesi nedeniyle hastaların sabah tam uyanamadıklarını, hemşirenin "bunlar yaşlı, nasıl olsa ölecek" diye konuştuğunu, bakımevinde ölüm sayısının fazla olduğunu belirtmişlerdir.
Dosyadaki bilgi, belge ve açıklamalar, bakımevinde hayatını kaybeden kişi sayısına ilişkin idari belgeler, soruşturma evrakları ve özellikle yukarıda açıklanan tanık anlatımları gözetildiğinde; bakımevinde bulunduğu anlaşılan olumsuzlukların davalı Mehmet S. tarafından açıklandığı ve yayına konu edildiği, bakımevinin başhekimi olan davacı Cabbar D.'in bir yönetici olarak bu olumsuzlukları giderecek tedbirleri almakla yükümlü bulunduğu, açıklanan ve yayınlanan konu ile ilgili olarak yukarıda belirtilen hukuka uygunluk durumlarının somut olayda gerçekleştiği ve davacıların kişilik haklarına saldırı bulunmadığı sonucuna varıldığından davanın reddedilmesi gerekirken, yerel mahkemece davalıların sorumluluğuna karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 8/4/2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davaya konu edilen olaylar ve sözler istatistiki verilerden ibaret değildir. Görevliler açıkça suçlanmışlardır. Suçlamanın yapıldığı tarih itibarıyla olayların doğru olmadığı, en azından çok abartıldığı anlaşıldığından gerçeklik ve özle biçim arasında bulunması gereken denge unsurlarından yoksunluk nedeniyle yerel mahkemenin hukuka aykırılığı tespit etmesi uygun olmuştur.
Yerel mahkemece belirlenen yaptırımının olaya uygun olup olmadığı konusunda dairemizce bir karar verilmediğinden bu konuda, bu aşamada düşünce açıklaması yapmanın mümkün olmadığını kaydetmekle yetiniyor ve bozma kararına katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy