(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (743 S. K. m. 24, 24/a)
Dava: Davacı Ramazan Y. vekili Avukat Halil Çağlar Akbulut tarafından, davalı B... Yayıncılık AŞ. aleyhine 12/12/2000 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle 2 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; 1 milyar lira manevi tazminatın tahsiline dair verilen 19/11/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu olan olayda davacının İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1999/24 Esas -30 Karar sayılı ilamıyla yasadışı DHKP/C üyelerine yardım etmek suçundan mahkum olduğu ve cezasının infazı için yakalandığı anlaşılmıştır. Ayrıca saçını boyattığı hususuna da davacı karşı koymamıştır.
Şu durumda haber görünürdeki gerçeğe uygun olup kullanılan sözler ile konu arasındaki denge korunduğundan kişilik haklarına saldırıdan söz edilemez. Davanın reddi yerine yazılı gerekçe ile kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 20/6/2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davaya konu edilen yazıda davacı için, hükümlü iken ceza evinden kaçtığı ve kaçtıktan sonra da tanınmamak için saçlarını boyadığı biçiminde nitelendirmeler yapılmıştır. Bunun yanında davacının, önceki ve yayın sırasındaki resimleri de yayınlanmıştır.
Orta düzeydeki bir kişi bu yayından davacının hükümlü iken cezaevinden kaçtığı ve tanınmamak için dış görünümünü değiştirmek amacı ile saçlarını boyadığı, böylece, bu kişinin hükümlülükten kurtulmak için, yasa ve ahlak dışı yöntemler kullandığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
Somut olayda davacının hükümlülüğüne karar verilmiş ise de, davacının cezaevinden kaçmadığı, diğer bir anlatımla bir cezaevi firarisi olmadığı görülmektedir. Hal böyle olunca saçını boyamasında, tanınmamak için görüntüsünü değiştirmek amacına yönelik yayınında gerçekliği yansıtmadığı görülecektir. Davacının saçının boya olmasının ifade edilmesi, başlı başına bir saldırı olamayacağı düşünülse dahi, bunun yasa ve ahlak dışı bir amaçla yapıldığının yayına konu edilmesi yayının amacına uygun düşmemektedir.
Açıklanan nedenler ve dosyadaki diğer kanıtlar itibarıyla yayının hukuka aykırı olduğu ve davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu kabul edilmek gerekir. Bu nedenle çoğunluğun vardığı sonuca ve bozma kararındaki gerekçeye katılamıyorum. Kararın onanması gerektiği düşüncesindeyim. 20/6/2002
KARŞI OY YAZISI
Davacının kaçması olmadığı gibi, saçını boyatmış olmasının da bu amaçla yapılmasına gerek bulunmadığı halde yakınılan yazıda kaçmış olduğu ve özellikle tanınmamak için saçlarını boyattığı vurgulanmış olup, bu hali ile yazı gerçeklik ve özle biçim arasındaki denge unsurlarından yoksun bulunduğundan hukuka aykırı niteliktedir. Görünürdeki gerçeklikten söz edilebilecek bir durumda yoktur.
Bu nedenlerle yerel mahkemenin hukuka aykırılığı tespit etmesi uygun olmuştur. Mahkemece belirlenen yaptırımın olaya uygunluğu konusunda dairemizce henüz bir değerlendirme yapılmadığından, bu aşamada, bu konuda düşünce açıklamasının mümkün olmadığını kaydetmekle yetiniyor ve dairemizin yayında hukuka aykırılık bulunmadığına dair görüşüne katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy