(4721 S. K. m. 18)
Davacı Ömer D. vekili Avukat İsmail Kara tarafından, davalı Hasan D. aleyhine 11/9/2000 gününde verilen dilekçe ile muvazaalı satış işleminin iptali, daha sonra 20/10/2000 tarihli ıslah dilekçesi ile miras payına düşen bedelin tahsilinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 19/10/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili Avukat İsmail Kara tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, murisi Mehmet D.'in sağlığında Turgutlu köyü 74 nolu taşınmazın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla 22.8.1994 tarihinde oğlu Ahmet D.'e devredilmek üzere evini ve narenciye bahçesini muvazaalı olarak davalıya sattığı iddiası ile önce tapu kaydının iptalini, yargılama sırasında taşınmazın 3.kişiye satılması üzerine ıslah dilekçesi ile miras payına düşen bedelin tahsilini istemiştir. Davalı cevabında tapu kaydına inanarak iyi niyetli olarak taşınmazı iktisap ettiğinden davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, satışın muvazaalı olarak yapıldığı ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Borçlar Kanununun 18.maddesinden kaynaklanan muvazaa hukuksal nedenine dayanmaktadır. Bu tür davalarda uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme ulaştırılabilmesi için yapılan temlik işleminin gerçek yönünün diğer bir anlatımla murisin asıl irade ve amacının kuşkuya yer vermeyecek bir biçimde ortaya konulmasını zorunlu kılar. Bunun için de mahkemece toplanan delillerin tarafların özel durumları hayatın gerçekleri ve olağan akışı dikkate alınıp isabetli şekilde değerlendirilmesi gerekir.
Olayımızda nisbi muvazaa halinin varlığı iddia olunmaktadır. Nisbi muvazaanın unsurları a) Görünüşteki muamele b) Muvazaa anlaşması c) Gizli anlaşma d) 3.şahısları aldatma kastı olarak belirlenir. Bu unsurlara göre tarafların 3. kişileri aldatmak için görünüşte bir muamele yapmak, bu görünüşteki anlaşmanın kendi aralarında hüküm ifade etmeyeceği hususunda anlaşmak, görünüşteki muamele arkasına gizlenmiş olan taraflarca istenen gerçek iradelerine uygun gizli muamele yapmak ve 3. kişileri aldatma kastının bulunması gerekir.
Somut olayda davacı ve gizli bağış yapılmak istenen kişiler miras bırakanın oğulları temlik yapılan kişi ise murisin damadıdır. Dava açıldıktan kısa bir süre sonra taşınmaz davalının baldızının oğlu olan 3. kişi Veli Ş.'e satılmıştır. Tanık sözlerinden miras bırakana ait taşınmazın satışını haklı gösterecek ciddi, zorunlu ve makul bir neden bulunmadığı anlaşılmaktadır. Muris taşınmazını satmasına rağmen, oğlu Ahmet ile birlikte taşınmazın içinde oturmaya devam etmiştir. Davalının satın aldığı bu yeri kullandığı ve ürünleri topladığı hiç görülmemiştir.
Davacının miras bırakanı sözü edilen taşınmazı görünürdeki satış akdi ile davalıya satmış ise de, mirasçılarından mal kaçırmak için gizli anlaşma ile oğlu Ahmet'e bağışlamıştır. Gizli anlaşmanın geçerli olabilmesi için resmi şekilde yapılması gerekir. Olayımızda görünürdeki satış işlemi muvazaa,gizli yapılan bağışlama sözleşmesi de resmi şekilde yapılmadığından geçerli değildir.
Bu durumda davanın kabul edilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere mevcut delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek reddedilmesi yasaya aykırıdır.
Şu halde mahkemece yapılacak iş, davacının miras payına düşen bedelin hesaplanarak hükmedilmesidir. Bu yön gözetilmeden yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 12/6/2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy