(743 S. K. m. 917) (4721 S. K. m. 1007) (2004 S. K. m. 5)
Dava: Davacı İsmail D. vekili Avukat Hakan Tunca tarafından, davalı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü aleyhine 18.7.2000 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem sonucu uğranılan zararın ödetilmesinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin reddine dair verilen 6.11.2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, takip borçlusu adına tapuda kayıtlı olmadığı halde, davalı idare tarafından icra dosyasının borçluya ait olduğu bildirilen taşınmazların icra müdürlüğü tarafından davacıya satışının gerçekleştirilmesi üzerine gerçek durumun anlaşılması sonucu uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece taşınmazların davacı adına tescil edilmeyeceğinin davacı tarafından 24.3.1998 günü öğrenildiği, bu tarihe göre de bir yıllık sürenin geçtiği benimsenerek istem reddedilmiş, kararı davacı temyiz etmiştir.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerden, davacı-alacaklı tarafından borçlu üçüncü kişi hakkında başlatılan icra takibi sırasında, borçlunun 7 parsel sayılı taşınmazı üzerine haciz konulduğu, haczin kesinleşip satış aşamasına gelindiğinde davalı idare tarafından davaya neden olan A Blok 2, 4, 6 ve 8 nolu bağımsız bölümlerinde borçlu adına kayıtlı olduğunun icra dosyasına bildirildiği, yapılan açık artırmada anılan bağımsız bölümlerin davacıya satıldığı, satışın kesinleşmesi üzerine A Blok 2, 4, 6 ve 8 nolu bağımsız bölümlerin davacı adına tescil edilmesi için davalı idareye yazı yazılması üzerine davalı idarenin icra müdürlüğüne dava dışı 3. kişi adına kayıtlı olan 2, 4, 6 ve 8 nolu bağımsız bölümlerin sehven borçlu adına kayıtlı gösterildiğini hatanın fark edilip düzeltildiğinin bildirildiği 24.3.1998 gününde davacı vekilinin icra müdürlüğüne başvurarak satın aldığı halde adına tescili gerçekleşmeyen dört bağımsız bölüm için ödediği paranın geri verilmesi isteminin reddedildiği, ret kararına yapılan şikayeti inceleyen İcra Tetkik Mercii Hakimliğinin şikayeti reddettiği ve bu kararın Yargıtay 12. Hukuk Dairesi tarafından onanması üzerine davacı vekili tarafından İcra Tetkik Mercii Hakimliğinde 31.7.1998 tarihinde açılan ihalenin feshi davasının hak düşürücü süre yönünden reddedilip 21.6.1999 günü Yargıtay 12. Hukuk Dairesince onandığı anlaşılmaktadır.
Yine dosya arasında bulunan İcra Tetkik Mercii Hakimliğinde açılan ihalenin feshi davasının reddine ilişkin kararın onandığı ancak onama kararının taraflara tebliğ edilmediği, karar düzeltme aşaması hakkında bilgi bulunmadığı görülmüştür.
Ayrıca davacının dava dilekçesinde yazılı kanıtlar arasında bulunan davalının davacıya verdiği cevaba ilişkin 27.7.1999 günlü yazı da dosyaya getirilmemiştir.
Bu durumda ihalenin feshi dosyasının kesinleşme tarihi ile davalı idarenin davacıya verdiği cevap tarihinin zamanaşımı konusunda etkili olup olmadığı üzerinde durulup değerlendirme yapılmadan yazılı gerekçe ile ve eksik araştırmayla karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 12.09.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Dava, tapu sicilinin usulüne uygun tutulmamasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece istemin zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava reddedilmiştir. Davacının temyizi üzerine dairece, henüz ihalenin feshine ilişkin olan kararın kesinleşmediği gerekçesi ile karar bozulmuştur. Bozma nedenine katılamıyoruz.
Şöyle ki; Alacaklı olan davacının yaptığı takipte ihtiyati haciz sonucu satışına karar verilen taşınmazlardan bir bölümünün, borçlu adına kayıtlı bulunmaması nedeniyle, tapuda devir işlemi yapılamamıştır. İhalenin kesinleşmesi ile, tescil olmadan da mülkiyet kazanılmış olsa dahi, bu kazanımın yolsuz olduğunun davacıya bildirildiği tarihte, davacının zararını öğrendiği kabul edilmek gerekir.
Somut olayda, ihale konusu taşınmazlardan A/Blok, 2, 4, 6 ve 8 nolu bölümlerin üçüncü kişi adına olması itibarıyla yapılan satışın mülkiyeti geçirmediği, bu nedenle de tescilinin yapılamaması üzerine davacı 24.3.1998 günlü dilekçe ile icra dairesinden bu bölümler için yatırılan bedelin iadesini istemiştir. Bu istek, ihalenin kesinleştiği gerekçesi ile 30.3.1998 gününde reddedilmiştir. Bundan sonra davacı, ihalenin feshini istemiştir. Bu isteğinde süresinden sonra olduğu nedeni ile reddedilmiş ve karar Yargıtay ilgili dairesince de onanmıştır.
İşte bunun üzerine davacı eldeki bu dava ile, uğradığı zararı, nedensiz ödediği bedeli istemiştir.
Davacının bu isteminden de anlaşılacağı üzere dava, tapu sicilinin yolsuz tutulmasına dayanmıyor. Nedensiz ödenen paranın iadesi ve zarar istemine ilişkindir. Zaten böyle bir uyuşmazlığı, MK.'nun eski 917, yeni 1007. maddesindeki düzenlemeye göre sonuçlandırmak uygun değildir. Çünkü zarar, sicilin tutulmasından kaynaklanmıyor. Üçüncü kişiye ait bir taşınmaz üzerine, haciz ve sonunda satışı yoluna gidildiği aşamada yanlışlığın görüldüğü anlaşılmıştır. Sicile kaydedilen ve silinen bir kayıt bulunmamaktadır.
Davacı da bu yanlışlığı öğrenince verdiği parayı geri istemiştir. İcra Tetkik Merciinin bu istemi reddetmesi, eldeki bu davanın açılmasına engel teşkil etmez. Ancak bu davanın 1007 madde kapsamı içinde değerlendirilmesi uygun düşmemektedir. Olsa olsa bu dava nedensiz zenginleşme davası olarak düşünülebilir. Böyle bir davanın da davalısı, nedensiz olarak parayı alan veya halen elinde bulundurandır.
Zarar ve dolayısıyla istem gerek tapu sicilinin tutulmasından ve gerekse nedensiz zenginleşmeden kaynaklanmış olsun, öncelikle zamanaşımının gözönünde tutulması gerekir. Davacı da dava konusu bedelin karşılığı olana taşınmazları alamayacağını ve böylece ortaya çıkan usulsüzlüğü en geç 13.3.1998 tarihinde ve hatta bundan dolayı da, yatırdığı parayı 24.3.1998 günü öğrenmiştir. Bu tarihte artık mülkiyet hakkından vazgeçtiğini, isteminin uğradığı zarara yönelik bulunduğu, tercihi açıkça bu yönde kullandığı görülmektedir. Zaten davacının başkaca bir seçeneği de bulunmamaktadır. Bir diğer seçeneği ise, İİK.'nun 5. maddesinde ki düzenleme itibarıyla Adalet Bakanlığı aleyhine açılmasıdır.
Sonuç olarak davacının istemi zamanaşımına uğramıştır. Zaten husumetinde yanlış yöneltildiği düşünülebilir. Bu bakımdan bozma ilamındaki gerekçelere katılamıyoruz. Redde ilişkin kararın onanması gerektiği düşüncesindeyiz. 12.09.2002 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy