(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49) (1163 S. K. m. 62)
Dava: Davacı Aytekin Gürer vekili Avukat Hayriye Eryuva tarafından, davalı Lütfi Uslu aleyhine 27.11.2000 tarihinde verilen dilekçe ile davalının davacı hakkında Cumhuriyet Savcılığına, Sanayi ve Ticaret Bakanlığına verdiği dilekçeler ile Kooperatif Genel kurulunda yaptığı konuşmalar ile kişilik haklarına saldırıdan doğan manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 28.11.2001 tarihli kararın Yargıtay'ca tetkiki davacı vekili tarafından süresi içerisinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, davalı tarafından haksız olarak şikayet edildiğini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece istek reddedilmiştir.
Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Şikayet hakkı, sair bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması İle İlgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında kanuni işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Yasanın 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, sair taraftan kişilik hakları da Anayasal ve kanuni güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu halde uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, bütün özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, sair bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi durumda bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği sair bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içerisinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi durumda şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Zararlandırıcı eylemle ilgili olarak dinlenen davacı tanıkları Haluk Güldür ile Fadıl Kara, davalının genel kurul toplantısında yaptığı konuşmada kooperatif müdürü olan davacıya ve kooperatif yönetim kurulunu kasdederek hırsız, sahtekar, yolsuz ve ahlaksız kelimelerini kullanarak suçladığını, davacı tanığı Mehmet Battal, davalının davacıyı kasdederek senin arkadaşın hırsızmış, şerefsizmiş, kooperatifte ne düzenler çevirmiş, kendisini şikayet ettim dediğini, davalı tanığı Ömer Kulaksız ise, genel kurul toplantısında davalının davacının sair yönetim kurulu üyeleri ile birlikte kendisinin üzerine yürüdüğünü, bütün kooperatif üyelerine sövdüğünü, bilançoda suistimaller olduğunu, karar defterinde davacının satırlar arasında boşluklar bırakarak kendisi aleyhine ilerde doldurmak üzere kullanabileceğini söylediğini bildirmişlerdir.
Diğer konu ile ilgili olarak da, davalı tarafından C.Savcılığına verdiği 18.1.2000 günlü şikayet dilekçesi ile ...kooperatif bilançosunda açık olduğu, Kooperatif Yasasının 62. maddesine göre suistimal olduğu, defter kayıtları ile bilanço hesabının birbirini tutmadığı, bağışın yasak olmasına rağmen bir resmi kuruluşa 1,5 milyar TL. bağışta bulunulduğu iddia edilmiş, yine bu dilekçe ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığına 4.2.2000 gününde verilen dilekçe ile ... kendisinin toplantıya çağırmadıklarını bir oyun, kurnazlık, dolap ve bir tuzak peşinde koştuklarının açık delili olduğunu, ... 14.1.2000 günlü toplantıda kooperatif müdürü Aytekin Gürer, başkan Haluk Güldür, muhasip O. Fadıl Kara tarafından büroda kapı çevrilerek tehdit, şiddet, zor, şantaj, aleyhine tutanak ve müdür tarafından ana-avrat ağır küfür edilerek, cebren kooperatif karar defterinin 5 Ocak ve 14 Ocak 2000 günlü kararları yazılmadan açık olarak sonradan yazılmak üzere, kendine imzalattıklarını beyan ederek şikayetçi olmuştur.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teftiş Raporu ile bilanço hesaplarının birbirini tuttuğu, bağış işleminin davacı ve davalının görevde olduğu dönemde yapılmadığı, davalının kendi isteği ile 16 toplantıdan 10'una katılmayıp, mali külfet getirmesi sebebi ile yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiği, 5.1.2000 ve 14.1.2000 günlü oturumlarda alınan kararların zor kullanmayı gerektirecek mahiyette olmadıkları belirlenmiş, Ankara C. Savcılığının 22.5.2000 gün 2000/5134 hazırlık 2000/17464 s. kararı ile hakaretin şahsi dava yolu ile takibi mümkün olduğu, Kooperatif Kanununa aykırı işlemlerin hukuki mahiyette olması ve sair iddiaların soyut iddiadan başka delil bulunmadığından takipsizlik kararı verilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklama ve olayların gelişimi itibariyle, davalının davacıyı şikayet ettiği konularda davalının Anayasal şikayet hakkını kullandığı bu konuda dolaylı da olsa emare bulunmadığı böylece şikayet hakkının yukarda açıklanan ilkelere uygun şekilde kullanılmadığı ve hukuka aykırı olduğu davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği kabul edilmek suretiyle uygun görülecek tazminata hükmedilmek gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istem halinde geri verilmesine 18.09.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy