(818 S. K. m. 41, 53)
Dava: Davacılar Mehmet Ali Balyedi ve Nihat Balyedi vekili Avukat Çetin Kantek tarafından, davalılar Turan Haznedaroğlu ve Nihat Keleş aleyhine 27/6/1997 gününde verilen dilekçe ile trafik kazasında yaralanmadan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 25/12/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili Avukat Enver Alcan tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, kararı davalılar temyiz etmiştir.
Olaya ilişkin bulunan ceza dosyası içeriğinden davacılardan Nihat Balyedi'nin kullandığı araç ile davalılardan Nihat Keleş'in kullandığı aracın karşılıklı seyir halinde ikin çarpıştıkları, adı geçen sürücüler hakkında kamu davası açıldığı, Adli Tıp Kurumunun 13.4.1998 tarihli raporunda hangi sürücünün şerit tecavüzünde bulunduğunun benimsenmesine göre diğer sürücünün kusursuz olacağı belirtilerek alternatif kusur raporu verildiği, ceza mahkemesince davalı Nihat Keleş'in kusursuz olduğu belirtilerek beraatına, davacı Nihat Balyedi'nin ise tam kusurlu olduğu belirtilerek cezalandırılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.
BK.'nun 53. maddesine göre hukuk hakimi ceza mahkemesinin belirlediği kusur oranı ile bağlı değilse de ceza mahkemesince maddi vakıanın belirlenme biçimi hukuk mahkemesini bağlayıcıdır. Somut olayda adli tıp kurumu raporunda belirtilen alternatifler ceza mahkemesince değerlendirilerek davacı Nihat Balyedi'nin şerit tecavüzünde bulunduğu benimsenmiş ve adı geçenin tam kusurlu olarak cezalandırılmasına karar verilmiştir. Şerit tecavüzü bulunduğuna ilişkin maddi vakıa hukuk hakimini bağlayıcıdır. Öte yandan ceza mahkemesince kusursuz bulunarak beraatına karar verilen davalı sürücünün hukuk mahkemesince kusurlu olduğunun kabulü de BK.'nun 53. maddesindeki düzenleme karşısında olanaklı değildir.
Şu durum karşısında kesinleşen ceza mahkemesi kararında belirlenen maddi vakıalar itibarıyla davalıların kusursuz oldukları davacı tarafın ise tam kusurlu olduğu kabul edilerek davanın reddedilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06.10.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy