(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı İsmail Hakkı Uysal vekili Avukat Haşim Bayraktar tarafından, davalılar Aydın Doğan ve diğerleri aleyhine 18.11.1998 gününde verilen dilekçe ile yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 31.10.2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında davacı Artı Haber isimli Derginin 10.10.1998 tarihli sayısında yayınlanan Adli Tıbbın tefeci doktoru başlıklı ve Uysal Susurluk'un kilit isimlerinden alt başlıklı haberde kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuş, yerel mahkemece davacının Susurluk'un kilit isimlerinden olduğu yönündeki yayında yer alan iddianın kanıtlanmaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilmiştir.
Dava ve hükme dayanak olan Uysal, Susurluk'un kilit isimlerinden ara başlığı ile verilen haberde davacının geçmişteki ülkücü kimliğini kullanarak ilişkiler geliştirdiği ve bunu olayın mağdurlarına karşı tehdit olarak kullandığı bunun yanında DYP Elazığ milletvekili Mehmet Ağar tarafından bu göreve getirildiği ve Susurluk sonrası Mehmet Ağar tarafından Abdullah Çatlı'ya Mehmet Özbay sahte ismiyle verildiği belirtilen silah taşıma belgesi hakkında olumsuz rapor veren Adli Tıp Kurumu'nun Fizik İncelemeler Dairesi olduğu yönündeki iddia en çarpıcı iddialardan birini oluşturmaktadır. Eğer bu ve benzeri iddiaların doğruluğu kanıtlanacak olursa, Dr. Uysal'ın sıradan bir tefeci olmadığı, bizzat Susurluk sonrası ortaya dökülen ilişkilerin adli alandaki kilit isimlerinden birini oluşturduğu ortaya çıkmış olacaktır, denilmektedir. Davacının tefecilik suçlaması ile yapılan yargılama sırasında ülkücü kimliğini kullanarak borç verdiği insanlardan onları mağdur edecek miktarda tahsilatlar yapmaya uğraştığı, gençlik yıllarında ülkücü hareket içinde yer alarak bu nedenle birden fazla davada yargılandığı aktif olarak bu eylemlerin içinde yer aldığı, kamuoyunun uzun yıllar gündeminde kalan ve siyaset mafya ve bürokrasi kesiminde birçok kişinin adının karıştığı Susurluk Dosyasında adı geçen Mehmet Ağar tarafından Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığına atandığı ve görevi sırasında Abdullah Çatlı'ya Mehmet Özbay sahte ismiyle verildiği belirtilen silah taşıma belgesi altındaki imzanın Mehmet Ağar'a ait olduğunun Jandarma tarafından belirlenmesinden sonra davacının başkanı olduğu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen raporun ise şüpheli şekilde ifade edilmesi nedeniyle Mehmet Ağar'ın yargılanmadığı davalıların savunmalarının aksinin davacı tarafından kanıtlanmadığı görülmektedir.
Davacının kamu görevlisi oluşu kamu görevlileri hakkındaki iddiaların haber değeri taşıması yazılanların davacının gençlik yıllarından itibaren çizdiği yaşam tarzına göre bir değerlendirme yapıldığı sonraki yıllarda yaşananların uzun yıllar önce yaşanmış olsalar da uzantısı şeklinde yorumlanacak bazı olayların birbirine bağlanarak yorum yapılmış olmasının gazetecilik mesleğinin gereklerinden olduğu ve kamuoyu önünde gerçeklerin tartışılmasında kamunun yararı bulunduğu ve davacının kendi iradesiyle yarattığı bu ortamın basın yolu ile eleştirilmesine katlanmak zorunda olduğu gözetildiğinde dava konusu hükme dayanak yapılan yayında hukuka aykırılıktan söz edilemez. Yerel mahkemece davanın tümden reddine karar verilmek gerekirken kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.11.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması gerektiğini düşündüğümden bozma kararına katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy