(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı A. Ö. vekili Avukat H. E. tarafından, davalı Bilgin Yayıncılık AŞ ve diğerleri aleyhine 4.10.2000 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarının ihlal edilmesinden doğan manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabul üne dair verilen 13.12.2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Bilgin Yayıncılık AŞ ve S. U. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesinde ki basının özgür olduğu güvence sine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yayın hukuka oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu yayınlarda, Başbakanlık şoförü olan davacının, makam aracına iki arkadaşını da alıp gece vakti polis gibi kimlik kontrolü yaptıkları, şikayet üzerine yakalandıkları belirtilmiş ve emniyetteki fotoğrafları yayınlanmıştır.
Dosya içerisindeki olayla ilgili hazırlık evraklarına ve Başbakanlık Disiplin Kurulu kararına göre; davacının, Başbakanlığa ait araca sivil plaka takip, iki arkadaşını da yanına alarak gece vakti ve mesai dışında bir bara giderek eğlendikleri, daha sonra davacının, bu araç ile iki arkadaşını alıp evlerine bırakmak için giderken bir dernek lokalinin önünde durduğu, arkadaşlarından birinin araçtaki telsizi eline alıp lokale girdiği ve ben polisim diyerek orada bulunanların kimliklerini toplayıp koşarak araca geldiği şikayet üzerine yakalandıkları, olay nedeniyle davacının soruşturma geçirdiği ve işine son verildiği anlaşılmıştır.
Dava konusu yayınlarda da bu olay anlatılmıştır. Şu durumda yayınlar, görünür gerçekliğe uygun olup davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabul edilmiş olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.10.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava konusu edilen haber abartılarak ve eklemeler yapılarak verilmiş olup özle biçim arasında bulunması gereken denge unsuruna dikkat edilmemiştir. Bu veriliş biçimindeki aşırılığın ötesinde, özellikler, başlık ve ara başlıklarda sahtekar ve benzeri hakaret sözcükleri kullanılmıştır ki, davacının yaptığı uygunsuzluk ne olursa olsun, gazetenin ona eleştiri hakkını aşarak hakaret etmeyi uygun bulunmamaktadır.
Yukarıdaki nedenlerle yerel mahkemenin hukuka aykırılığı tesbit etmesi doğru olmuştur. Belirlenen yaptırımın olaya uygun olup olmadığı konusunda dairemizce henüz bir karar verilmediğinden, bu konuda, bu aşamada düşünce açıklamasında bulunmanın uygun olamayacağını kaydetmekle yetiniyor, dairemiz çoğunluğunun yayında hukuka aykırılık bulmayan bozma kararına katılamıyorum. 21.10.2002 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy