(2004 S. K. m. 72)
Dava: Davacı Kasım Nuri Kılınç ve arkadaşları vekili Avukat Ahmet Yılmaz tarafından, davalı Pınarbaşı Köyü Muhtarlığı aleyhine 3.1.2000 gününde verilen dilekçe ile menfi tespit istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 27.3.2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava tespit istemine ilişkindir. Davacılar davalı Pınarbaşı Köyü Muhtarlığı tarafından hayvanlarını köy sürüsüne katmamaları nedeniyle düzenlenen ödeme emirlerindeki cezaların yasal olmadığından borçlu olmadıklarının tespitini istemişler, yerel mahkemece dava konusu cezaların kesinleşmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu olan ve davacıların dava açmalarına neden olan Köy Muhtarlığı ceza kararları murakabe heyetince tasdik edilmesine rağmen valilik tarafından hatalı olduğundan söz edilerek kaldırılmış olduğundan ortada davacılar hakkında borç doğuran bir idari işlem ve karar kalmamıştır. Bu nedenle eldeki bu davada davacıların hukuki yararlarının bulunduğundan söz edilemez. Davanın açıklanan nedenle reddedilmesi gerekirken yukarıda belirtilen nedenlerle reddedilmiş olması doğru değilse de karar sonuç olarak doğru olduğundan gerekçenin değiştirilmesi gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan karar yukarıda açıklanan nedenlerle gerekçesinin değiştirilerek ONANMASINA; onamada oybirliği gerekçesinde oyçokluğu ile 24.10.2002 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava türü olarak tespit davaları hakkında usul kanunumuzda bir düzenleme bulunmamakla birlikte, istisnai hallerde bu tür davaların da açılabileceği Yargıtay içtihatları ile kabul edilegelmektedir. Bu dava türünden amaç bir hukuki ilişkinin (münasebetin) var olup olmadığının belirlenmesidir. Ancak; bu belirlemenin yapılmış olmasının tek başına sonuç doğurabileceği hallerde bu tür davayı açmakta hukuki yararın varlığından söz edilir. Bu dava türünün tipik örneği ortaklar arasında ortaklığın giderilmesine konu olan taşınmaz üzerinde bulunan yapının, ortaklardan biri veya birkaçı tarafından yapılmış olduğunun tespiti davasıdır. Bu dava olumlu sonuçlandığında, ortak taşınmazın satışından elde edilen paranın ilgililere dağıtımı sırasında yapı bedeli o yapıyı yapmış olanlara, geri kalan para da hisseleri nisbetinde ortaklara verilmek suretiyle ortaklık sona erdirilecektir. Örneğe dikkat edildiğinde tespit kararı başka bir karara gerek kalmaksızın sonuç doğurmaktadır. Eğer taşınmazın sahipleri yapının yapanının kim olduğu konusundaki anlaşmazlıklarından başka veya bu anlaşmazlık yanında, yapının yapılış biçimi ve doğan sonuçtan kimin ne nisbette hak sahibi olacağı konusunda da (MK. 648 ve devamı maddelerindeki haklar bakımından) anlaşmazlık halinde iseler bu durumda eda davası açılması gerekeceğinden, tesbit davası açmakta hukuki yararın varlığından söz edilemez. O halde, bir dava ile istenilen hususta verilecek karar belli bir sonuç doğurmayacaksa o davayı açmakta hukuki yararın bulunmadığı kabul edilir. Bu yalnızca tespit davasında değil her tür davada böyledir.
Dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı meselesi hakim tarafından kendiliğinden gözönünde bulundurulacak şartlardandır. Diğer dava şartları gibi bu şartın bulunup bulunmadığını değerlendirecek hakim, hukuki yarar yokluğu halinde işin esasına girişmeksizin davayı reddecektir.
Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma diğer dava türlerinden birininde açılmasını gerektiriyorsa o zaman tespit davası açmakta hukuki yararın varlığı düşünülemez. Uygulamadaki yerleşmiş ifadesi ile eda davası açılacak hallerde tespit davası açılamaz. Zira, öteki tür davaların hepsinin içinde tespit öğesi de vardır. Mahkeme önce tespiti yapıp sonra yaptırıma karar verecektir. Bu düşüncenin devamı olarak, açılacak bir davada veya halen devam etmekte olan bir davada, iddia ve savunma olarak ileri sürülebilecek konular içinde tespit davasının açılamayacağının kabulü gerekir. Benzer bir durum da idari işlere esas olacak isteklerde kendini gösterir. İdareyi belli bir konuda karar vermeye, eylem ve işlem yapmaya yönlendirecek nitelikte tespit kararı vermekte mümkün değildir. Aksinin düşünülmesi halinde görev alanına karışma sakıncasının yanında, idarenin tespit kararı ile kendisini bağlı saymaması halinde gereksiz karar verilmiş olacağından karara saygı ilkesi zedelenir. İdari yargıda tespit davası türünün bulunmaması da bu tür tespit isteklerinin kabul edilmesi için haklı neden sayılamaz. Ayrıca, ilgili kamu idaresinin uyuşmazlığın çözümünde diğer dava türleri yerine tespit davası yoluyla verilecek kararı yeterli bulması da tespit davasının açılmasını haklı göstermez. Dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı meselesi kararı uygulayacak kişi veya merciin subjektif tercihine göre değil hukuki gereklerine göre belirlenir.
Yukarıdaki genel bilgilerin ışığında eldeki davaya gelince: Köy yetkili organının aldığı kararın hükümsüz sayılmasını temin edecek biçimde karar istendiğine göre, ilgili yargı yerinde bir eda davası açılması ve işin gereğine göre bu yargı yerinin idari yargı yeri olması uygun olacağı halde, isteğin incelenip sonuçlandırılması uygun olmamıştır. Dairemiz çoğunluğunun onama gerekçesindeki görev ve hukuki yararın davanın açılması sırasında var olduğuna dair görüşüne katılamıyor, yukarıda yazdığımız gerekçe ile, sonucu bakımından doğru olan kararın onanmış olmasını uygun buluyoruz. 24.10.2002 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy