(2709 S. K. m. 36)
Davacı Lilifer Y. (T.) vekili Avukat A. Emin Yeşilkaya tarafından, davalı Cemal T. aleyhine 8.10.1999 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırılması nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece verilen kararın dairece bozulması üzerine bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.3.2002 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili, duruşmasız olarak incelenmesi de davacı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 24.12.2002 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı adına Avukat Ferit T. geldi, karşı taraftan davacı adına kimse gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, kişilik haklarına saldırıda bulunulması nedeniyle uğranılan zararın ödettirilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece davanın zamanaşımından reddine dair kararın dairece bozulması üzerine direnilmiş, direnme kararı Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulmakla, daire bozmasına uyularak işin esasına girilmiş ve bu kez davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Davacı otuzbeş yaşına kadar davalıyı baba bildiğini, davalının nüfusta babası göründüğünü, okulda babası sıfatıyla velisi olduğunu, evlendiğini ancak otuzbeş yaşında açtığı nüfus kaydının düzeltilmesi davasında haberi ve bilgisi olmadan davacının babası olarak nüfus kaydına yazılması nedeniyle kaydın iptali ve gerçek anne-baba olan kayden davacının amca-teyzesi, davalının ise kardeşi-baldızı olan kişiler adına nüfusa kaydını istediğini, bu dava sonucunda davanın kabulü ile kaydın iptal edildiğini; davalının ikinci eşinin baskısıyla bu davayı açıp, yıllar sonra çocuğu olmadığını iddia ederek kendisinin manen çöküntüye uğrayıp, hayata küsmesine neden olduğunu bu nedenle ağır kusurlu davranış sonucu kişilik haklarının saldırıya uğraması nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Davalı davanın zamanaşımına uğradığını, yasal dava hakkını kullandığını, hakkını aradığını; nüfus kaydının düzeltilmesi davası ile davacının çocuğu olmadığının anlaşıldığını, nitekim davalının gerçek anne babasının kayden amcası-teyzesi olan kişiler olduğunu bildiğini, manevi tazminatın koşullarının oluşmadığını savunmuştur.
Hak arama özgürlüğü, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenmiştir. Bu özgürlük de hak da sınırsız değildir. Nitekim aynı maddede herkesin meşru vasıta ve yollardan bu hakkı kullanabileceği belirtilerek bu hakkın başkalarının aleyhine ve kötüye kullanılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Bu nedenle davalının hak arama özgürlüğü ile davacının çatışan kişilik haklarının sınırı hakim tarafından özenle çizilmelidir. Çünkü kişilik haklarına saldırıda bulunan kimse, eğer üstün çıkarları korumak için davranmışsa, davacının saldırıya uğrayan kişilik hakkı korumadan yararlanamayacaktır.
Somut olayda davalı, nüfusta çocuğu görünen davacının aslında kardeşi H. Hüseyin ile Baldızı Emine'nin çocukları olduğunu, haberi olmaksızın nüfusa üzerine kaydolunduğunu belirterek; gerçek ana-baba hanesine kaydı istemiştir. Bu dava yapılan yargılama sonucunda kabul edilmiş, davacı gerçek ana-babası üzerine kayıt olunmuştur. Şu durumda davalının meşru bir hakkının varlığı ve gerçeği aramak için dava açtığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı bu hakkın otuşbez yıl sonra kullanılmasının üzüntü yaratıp hukuka aykırı olduğunu iddia etmişse de, nüfus kaydının tashihi davasında dinlenen davacının amcası, davalının kardeşi olan ve davacının nüfus kaydı sırasında tanık olan Hasan T.'ın o dosyada davacının gerçek anne babasının kim olduğunun bildiğini, davalıya amca diye hitap ettiğini söylemesi karşısında, davacının bu dava ile manevi olarak çöküntüye uğradığından ve kişilik haklarına saldırıdan söz edilemeyeceğine göre davanın tümden reddi gerekirken, dosya içerisindeki delilleri uygun düşmeyen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne dair kararın bozulması gerekmiştir.
Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA; bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve davalı vekili için takdir olunan 275.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24.12.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy