(4721 S. K. m. 4)
Davacı Hikmet Sami T. vekili Avukat Pınar Akgül tarafından, davalılar Milliyet Gazetecilik AŞ. ve diğerleri aleyhine 11/10/2001 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 6/3/2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalılar vekilleri taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalı şirkete ait Milliyet Gazetesinin 29/4/2001 günlü nüshasının 11. sayfasında yayınlanan "Avrupa'da Türk'e Çağrı: Esne" başlıklı yazı da yer alan "Anlaşılan Türk, kendi kamuoyu gibi Avrupa Konseyi parlamenterlerini de kandırmıştı, ... Çünkü Türk, insan canına duyarsızlıkla eleştirdiği örgüt liderleriyle yarışıyor ve sistemin acımasız yüzünün simgesi olarak tarihe geçiyor., ... Ölümlerden sorumlu Adalet Bakanı, Avrupa'dan yükselen bu "esne" çağrısı karşısında rehavetle ensesini kaşıyacak ve kapısına yığılan bitkin cesetlere bakarak uzun uzun "esne" yecektir. Ama tarih tanıktır; anaların ahı, rahat uyutmaz insanı." sözleri nedeniyle manevi tazminat istemiştir. Mahkemece eleştiri amacıyla yazılan yazıda eleştiri sınırlarının aşıldığı gerekçesi ile istem kısmen kabul edilmiş olup, karar davacı ve davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nısfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Davaya konu olan yayında Adalet Bakanı olan davacının siyasi kişiliğinin eleştiri konusu yapılması ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde hükmedilen manevi tazminat miktarı fazladır. Daha alt düzeyde bir tazminata hükmedilmek üzere karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA, davacının temyiz itirazlarının ilk bentte gösterilen nedenlerle reddine ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 18/11/2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davaya konu edilen yayın "hükümlülerin (F) Tip cezaevlerindeki uygulamaya karşı başlattıkları ve "ölüm oruçları" olarak nitelendirilen direnme sonucu, davacının tutumunun eleştirilmesine ilişkindir. Yazı, bütünü ile okunduğunda, o dönemde Adalet Bakanı olan davacının ölümler karşısındaki davranışının duyarsız olduğu ifade edilmektedir.
Hükümlülerin direnmeleri sonucu pek çok ölüm olayının meydana geldiği, konunun Ulusal ve Uluslararası basında ve kamuoyunda geniş yankılar uyandırdığı bilinen bir olgudur. Hatta konunun Avrupa Parlamenterler Asamblesinde de gündeme getirildiği anlaşılmaktadır. İşte yayında, bu denli yankı uyandıran ve pek çok kişinin aç kalmak suretiyle ölümlerinin önlenmesi için birinci derecede Adalet Bakanı olarak sorumlu olan davacının eleştirilmesi doğaldır. Bu eleştiri sertte olabilir. Yazı eleştiri niteliğinde ve bu sınırları aşmamıştır. Sınırın aşıldığına ilişkin çoğunluğun vardığı sonuçta bu düşüncemizi doğrulamaktadır. Nitekim çoğunluk, davacının (5) milyar tazminat istemini, (2) milyar olarak kabul eden yerel mahkeme kararını bozarken, miktarın fazla olduğu ifade edilmiştir. Saldırı varsa, hüküm altına alınan miktarın fazla olmadığı açıktır. Bu da somut olayla, çoğunluğun bozma gerekçesinin çeliştiğinin kanıtıdır.
Bu nedenle dava tümden reddedilmek üzere kararın bozulması gerektiği düşüncesindeyiz. Bu nedenle çoğunluğun bozma gerekçesine katılamıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy