(2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m. 83)
Dava: Davacı Maliye Hazinesi vekili Avukat Hicazi Develi tarafından, davalı Yorum İnş. Nak. Haf. Tic. Ltd. Şti. aleyhine 7.11.2000 tarihinde verilen dilekçe ile itirazın iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulü ile, icra inkar tazminatının reddine dair verilen 27.2.2002 tarihli kararın Yargıtay'ca tetkiki davacı ve davalı vekilleri taraflarından süresi içerisinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, davalının devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden aldığı kum bedelinin ödetilmesi amacı ile açılmıştır. Davalının aldığı kum miktarı belirlenerek öncelikle davalı hakkında bu miktar için icra takibi yapılmıştır. Davalının itirazı üzerine eldeki işbu dava açılmış ve itirazı iptali istenmiştir. Böylece genel hükümlere göre inceleme yapılması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekmektedir. Bunun içindir ki mahkeme, yerinde keşif yapmış bilirkişi ve tanıkları dinlenmiştir. Zararın icra takibi ile istenin miktardan fazla olduğunun anlaşılması üzerine davacı idare, 13.12.2001 gününü taşıyan ve davanın ıslahı olarak nitelendirdiği dilekçe ile geriye kalan miktarı istemiştir. Mahkemece bu kısım için davanın mahiyeti itibariyle yerinde olmadığı gerekçesi ile reddedilmiştir. Mahkemenin bu bölüme ait olan red kararı yerinde değildir. Şöyle ki; somut olay itibariyle alacağın bir bölümü kanuni faizi ile birlikte icra yoluyla istenmiştir. İtiraz edilmesi üzerine, davacının itirazın iptalini istemekle, dava genel bir davaya dönüşmüştür. Zararın daha sonraki bölümünün icraya başvurmadan elde devam etmekte olan dava içerisinde istenmesi ıslah dilekçesi olarak nitelendirilmiş olsa dahi ayrı bir dava kabul edilmelidir. Bunun içindir ki buna ait dilekçesinin karşı tarafa tebliği gerektiğinde harcın yatırılması karşı yanın bu dilekçeye karşı bütün itiraz ve savunmalarına olanak tanınması gerekmektedir. Somut olayda mahkemece bu hususlar yerine getirilmiştir. Şu halde davacının icra takibi ile istenen miktar dışında kalan bölüm içerisinde tazminat miktarı belirlenerek hüküm kurmak gerekir. Bu husus davaya konu olan alacağın bir bölümünün icra yoluyla istenmesi sair bölümünde genel hükümlere göre ve ıslah yoluyla talep edilmesi, önceki bölüme itiraz edilmekle genel bir dava niteliğini kazanması dava ile birlikte görülmesi ve sonuçlandırılmasında kanuni bir engel ve sakınca bulunmamaktadır.
Mahkemenin bu yönü gözetmeden yazılı gerekçe ile bu bölüm istemi reddetmesi doğru değildir. Kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalı şirkete yükletilmesine 27.11.2002 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, davalı tarafından devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden aldığı kum bedelinin tahsili için önce Tarsus 1. İcra Müdürlüğünün 200/4280 s. icra dosyasında ilamsız takip yoluyla icra takibi yapmış, davalı-borçlu tarafından borca itiraz edilmesi üzerine itirazın iptal edilmesine ve takibin devamına karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Mahkemece hazine zararının belirlenmesi amacıyla mahalline keşif yapılmış bilirkişi raporu ile saptanan zararın icra takibi ile istenen miktardan fazla olduğu anlaşılınca 13.12.2001 tarihli dilekçe ile bakiye zararının da davalıdan tahsilini kısmi ıslah yoluyla istemiştir.
İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır. Mahkeme genel hükümlere göre yapacağı inceleme sonucunda, borçlunun borçlu olduğu kanısına varırsa; borçlunun itirazının iptal edilmesine (ve şartları varsa icra inkar tazminatına) karar verir. Mahkemenin kararında icra takip talebine karşı yapmış olduğu itirazının iptal edildiğini açıkça belirtmesi gerekir. (Prof. Dr. Baki Kuru İcra İflas Hukuk 1. Cilt S:290-296)
Bu açıklamalarda belirtildiği üzere itirazın iptali davasının müddeabihi takip konusu yapılan alacak miktarı ile sınırlıdır. Genel hükümler çerçevesinde yapılan inceleme sonucunda oluşacak duruma göre; mahkeme icra takibine yapılan itirazı tümüyle ya da kısmen iptal edilmesine karar verir.
Bir alacak (ya da tazminat) davası ile icra takibine yapılan itirazın iptali davası ayrı ayrı nitelik ve özellikte olduklarından, mahkeme kararının "hüküm" bölümü de bu aynı nitelik ve özellikler gözetilerek oluşturulur.
Somut olaydaki tartışma konu olan husus, davacı alacağının icra takibiyle davalıdan istenilen miktardan fazla olduğu anlaşıldığı takdirde, bu fazla miktarın itirazın iptali davasında, ıslah yoluyla davalıdan isteme olanağının bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Bilindiği gibi davanın iki tür ıslahı mümkündür. Birincisi, davanın tümden ıslahı; diğeri kısmi ıslahtır. Bu her iki tür ıslah, birbirinden farklı olup aynı sonuçlar doğurur. Hukuk usulündeki olaya dönersek; itirazın iptali davası tümüyle ıslah edilerek alacak (tazminat) davasına dönüştürülüp miktar da artırılabilir. Fakat, davacı hazine vekilinin yaptığı gibi itirazın iptali davasında kısmi ıslah yoluyla icra takibine konu miktar artırılamaz; davacı, takip konusu yaptığı alacak miktarı ile bağlıdır.
Davacı vekilinin 13.12.2001 günlü dilekçesi, müddeabihi artırmaya yönelik olup davanın kısmen ıslahına ilişkindir. Çünkü icra takibine konu 1.473.000.000 liranın 17.302.025.000 liraya artırılarak Tarsus 1. İcra Müdürlüğünün 2001/4280 esas s. icra takibine yapılan itirazın iptal edilmesine ve %40'dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline isteminde bulunmuştur.
Davacı vekilinin davalının kum alımı sebebiyle oluşan haksız fiilinden hazinenin daha fazla zarar gördüğünün anlaşılması üzerine izleyebileceği iki yol vardır: Ya itirazın iptali davasını tümüyle ıslah edip tazminat davasına (müddebihi artırarak) dönüştürecek ya da icra takibinde talep ettiği miktarlarla karşılanmayan zarar için ayrıca tazminat davası açacak idi.
Davacı hazine vekilinin kısmi ıslah istemi usul kurallarına aykırıdır. Yerel mahkemenin kısmi ıslah istemini davanın mahiyetini gözeterek reddetmesi doğrudur.
Yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy