(2709 S. K. m. 73) (2004 S. K. m. 67) (3065 S. K. m. 20)
Dava: Davacı Hüseyin Yalçın vekili Avukat Mustafa Çınar tarafından, davalı Musa Eren aleyhine 9.10.2002 gününde verilen dilekçe ile ilamsız icra takibine itirazın iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 7.4.2003 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1- Dava, davalının taşınmazından suyolu açılmasına izin vermemesinden kaynaklanan zarara ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ve karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının taşınmazından su yolu açarak taşınmazını sulamak istediğini ancak buna izin vermediği için sulama yapamadığını, açtığı geçit hakkı davası sonucu sulama imkanına kavuşabildiğini bildirerek sulama yapamadığı döneme ilişkin zararını istemektedir. Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelere göre davacının önceden davalı taşınmazından geçit hakkı bulunmadığı ve kadim bir su arkı da olmadığı anlaşılmaktadır. Böylece davalının mülkiyetindeki taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisi kapsamında davacıya suyolu vermesini zorunlu kılan bir durum yoktur. O halde geçit hakkının tesis edildiği tarihe kadar davalının buradan yararlanmasını gerektiren bir hakkı bulunmadığına göre zarardan davacının sorumlu tutulması mümkün değildir. Diğer taraftan dosyadaki bilgilere ve tarih beyanlarına göre 2001 yılında davacının sulama yapmış olduğu anlaşıldığı halde bu yıl içinde zarar hesaplanmış olması doğru değildir. Yerel mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
2- Davanın kabul edilen şekline göre yapılan incelemede ise;
a) Dava konusu zararın miktar ve kapsamı hakkında taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğuna ve alacağın miktar likid(belirgin) olmadığına göre İİK. nun 67. maddesine göre inkar tazminatına hükmedilmiş olması da doğru olmayıp karar bu nedenle de bozulmalıdır.
b) Mahkemece takdir edilen vekalet ücretine, katma değer vergisi eklenerek hüküm kurulmuştur. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde; bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Yasa hükümleri gereği katma değer vergisi ayrıca ilave edilir. denilmekte ise de, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Yasası'nın 20/4. maddesinde, belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile biletle tahsil edilen hallerde tarife ve bilet bedeli, katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez. hükmü ile Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen vergi, resim harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. şeklindeki yasa maddelerinin bu düzenleniş biçimine karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesindeki düzenleme biçiminin yer almış bulunması, normlar arasında aykırılık yaratmıştır. Bu gibi durumlarda ve Yargılama Hukuku bakımından öncelikle gözönünde tutulacak hüküm, Anayasa kuralıdır. Yukarıda yazılı olan Anayasa kuralına dayanılarak çıkarılan 3065 sayılı yasanın 20/4. maddesinde, yukarıda açıklandığı üzere, bu nitelikteki tarifelerde öngörülen miktarın içinde Katma Değer Vergisi'nin de bulunduğu, diğer bir ifade ile Katma Değer Vergisi'nin, tarifede belirlenen miktar içinde yer aldığı belirtilmiştir. Şu durumda, yasa hükmü gözetildiğinde, tarifedeki ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi'nin eklenmemesi gerektiği kabul edilmek gerekir.
Mahkemenin yukarıda yazılı olan bu yasal düzenlemeleri gözetmeden, tarifede belirlenen ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklenmesi biçiminde vardığı sonuç usul ve yasaya aykırı olup karar bu nedenle de bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 19.01.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy