(765 S. K. m. 46) (818 S. K. m. 54)
Davacı Durmuş tarafından, davalı Muzaffer aleyhine 4.3.2002 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.6.2003 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 28.10.2003 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat geldi, karşı taraftan davacı adına kimse gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı dava dilekçesinde, davalı tarafından kendisine gönderilen mektupta kişilik haklarına saldırıldığını belirterek 10.000.000.000 TL manevi tazminat istemiştir. Yerel mahkemece dairemiz bozma kararına uyularak 8.000.000.000 TL manevi tazminata hükmedilmiş, karar davalı yanca temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemece verilen davanın aynen kabulüne ilişkin ilk karar, dairemizce Adı geçenin mahkemeye verdiği dilekçede yer alan sözlerle davacı hakimin kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu belirgindir. Dilekçenin yazıldığı günlerde Muzaffer'in işlediği, adliyenin manevi kişiliğini aşağılamak (tahkir) ve aşağısamak (tezyif) suçuna karşı ceza ehliyetinin bulunmaması ve hakkında Türk Ceza Yasasının 46. maddesinin uygulanmasının uygun olacağının Adli Tıp Kurumu raporunda açıklanmıştır. Davalının ayırtım gücüne sahip olmadığı anlaşıldığına göre davacı yararına hükmedilen manevi tazminat miktarı fazladır. Davalının durumu ve Borçlar Yasasının 54. maddesindeki düzenleme de gözetilerek daha alt düzeyde manevi tazminat takdiri için kararın bozulması gerekmiştir gerekçesi ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece bozmaya uyulmuş, ancak, davalının zengin olduğu, mahkemeleri ve diğer kurumları şikayet etmeyi alışkanlık haline getirdiği ve her ne kadar TCK'nun 46. maddesi kapsamında kalan bir şahıs ise de anayasal hakları kullanmada bilinçli bir vatandaş görünümü verdiği, davacının haksız bir tahrikinin olmadığı ve görevinin hiçbir şekilde itham kabul etmeyeceği gerekçe gösterilerek 8.000.000.000 TL manevi tazminata karar verilmiştir.
Davaya konu dilekçe, davacı hakimin, davalının taraf olduğu davada karar vermesi üzerine yazılmış ve özetle; davalının hukuki ehliyetinin olmadığı Adli Tıp Kurumunca iki ayrı raporla belirlenmesine rağmen dosyanın karara bağlanmasının Türk Hukukuna gölge düşürdüğü, mahkemeyi görevi kötüye kullanmaktan Yüksek Hakimler Kuruluna şikayet edeceği, giden hakim hatırına karar verildiği belirtilmiştir.
Yukarıda açıklanan olayın seyri ve davalı hakkında TCK'nun 46. maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin Adli Tıp raporu ile davalının ayırtım gücüne sahip olmadığının anlaşılmasına göre davacı yararına hükmedilen manevi tazminat miktarı fazladır. Daha alt düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davalı vekili için takdir olunan 275.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 28.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy