(818 S. K. m.47) (1086 S. K. m.275)
Dava: Davacı Mehmet Hilmi tarafından, davalı Bağ-Kur Genel Müdürlüğü ile İhsan aleyhine 4.6.2001 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem sonucu kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; istemin kısmen kabulüne dair verilen 16.12.2002 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı ile davalılar vekilleri taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Davalılardan Bağ-Kur Genel Müdürlüğünde sözleşmeli avukat olarak çalışan davacı, diğer davalı ve aynı kurum müfettişi olan İhsan'ın, kendisi hakkında düzenlediği soruşturma raporunda "yetersizliği" ve "bilgisizliği"nden söz ettiğini, ayrıca kurumu savunması gerekirken savunmadığını, bunu bir çok davada da tekrarladığını ileri sürdüğünü, soruşturma raporunu bağlı olduğu baroya gönderen Bağ-Kur Genel Müdürlüğünün de müfettişin eylemine katıldığını, böylece kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalılar istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Mahkemece istemin bir bölümü hüküm altına alınmıştır. Kararı davacı ile davalılar temyiz etmişlerdir.
Dosya arasında bulunan bilgi ve belgelere göre; dava dışı 3. kişi tarafından Bağ-Kur Genel Müdürlüğü aleyhine açılan hizmet tespiti davasında davacının o davada kurum tarafından vekil olarak görevlendirildiği ve yazılan 9.11.1999 günlü yazı ile ne gibi delillere dayanılacağının belirtildiği, davacı tarafından kuruma verilen cevapta 3. kişinin daha önce Malkara Madeni Eşya Sanatkarları Odası aleyhine açtığı davanın kabul edildiği, bu nedenle 3. kişinin kurum aleyhinde açtığı davadan vazgeçmesi sağlanarak emeklilik işleminin yapılmasını istediği, böylece davacının bilinçli olarak kurum tarafından sunulan Madeni Eşya Sanatkarları Odası karar ve kayıt defterlerine kuruma karşı açılan davada kanıt olarak dayanmadığı anlaşılmaktadır. Bunun üzerine davalı müfettiş tarafından hazırlanan soruşturma raporunda davacı hakkında "yetersizliği", "bilgisizliği", "diğer davalarda olduğu gibi kuruma karşı suç işlediği" biçiminde nitelemeler yapıldığı ve kurumunda davacıyı bağlı olduğu Baro'ya şikayet ettiği görülmektedir.
Şu durumda, davacı hakkında yürütülen soruşturma sonucunda varılan sonucun hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. O halde, davalı Bağ-Kur Genel Müdürlüğü tarafından davacıya verilen tüm kanıtların 3. kişi tarafından Bağ-Kur aleyhinde açılan dava dosyasına sunulması durumunda, o davadan Kurum yararına olumlu bir sonuç alınıp alınamayacağı, o dava dosyası ile Madeni Eşya Sanatkarları Odası defterleri üzerinde inceleme yapılarak saptanmalıdır.
Kabul biçimi bakımından da; somut olay hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenebilir nitelikte olduğu halde hukuki bir olay hakkında bilirkişi raporu alınması Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 275. maddesine aykırıdır.
Yerel mahkemece, anılan yönlerin gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16.12.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy