(818 S. K. m. 41)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen tarih ve sayısı yukarda yazılı kararın; Dairemizin 30.6.2003 tarih ve 2003/7423-2003/8566 s. ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Süresi içerisinde davacı vekili Avukat Talip Çanak tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK. nun 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, davalının hukuka aykırı eylemi sebebi ile tazminat isteminde bulunmuş, mahkemece dava reddedilmiştir. Davacının temyizi sonucu karar dairece onanmış ise de, davacının karar düzeltme istemi üzerine dosya yeniden incelenmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre davacı ile dava dışı Osman Çakmak arasında alım-satım sebebi ile bir senet düzenlendiği, daha sonra bu senedin takibe konulması üzerine senet borçlusunun ölü olduğu anlaşılmış ve böylece davacı hakkında sahte bono düzenlemek suçundan kamu davası açıldığı ve sonuçta davacının hükümlülüğüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davacı eldeki bu dava ile senet altındaki imzanın borçlu Osman Çakmak'a ilişkin bulunduğunu uyuşmazlığın senetteki sair bilgilerle ilgili olduğunu iddia etmiştir. Davacı senedi vekil olarak tayin ettiği Av. Tuğrullah Yıldırım'ın bürosuna götürdüğünü, Osman Çakmak'tan alacaklı olduğunu belirterek tahsilini istemiştir. Davacı bunun dışında herhangi bir eylemi bulunmadığını, senedin içeriğinin davalı tarafından doldurulduğunu, böylece adiyen bir belge niteliğinde olan senedin bono niteliğine getirildiğini bu hususunda cezalandırılmasını ve verilen cezanın arttırılması sonucu doğurduğunu iddia etmiştir. Şayet senet adi bir senet olsa idi bu biçimde daha ağır bir ceza almayacağını, böylece adi senetteki sonuca göre işlem yapılacağını ileri sürmüştür. Bu iddiasını da senet kapsamının kendisi tarafından doldurulmadığı nedenine dayandırmıştır.
Gerçekten davacının sahte bono düzenlemekten dolayı hükümlülüğüne karar verildiği ve kesinleştiği anlaşılmaktadır. Ne var ki davacı ceza dosyasındaki delillerin dışında başka kanıtları bulunduğunu, bu bağlamda gerek ceza dosyasında, gerek bu dosya da senet kapsamının kendisi tarafından doldurulmadığını, başka bir anlatımla alacak belgesinin kambiyo senedi niteliğine kendisi tarafından getirilmediğini, senetteki yazıların davalıya ilişkin bulunduğunu, böylece davalının haksız eylemi ile daha fazla ceza almasına neden olduğunu belirtmiş ve bu hususun Adli Tıp Kurumundan alınacak kapsamlı bir raporla belirleneceğini iddia etmiştir. Dosyada birden fazla rapor alınmış ise de, bu tür konularda asıl yetkili olan Adli Tıp Kurumu'ndan kapsamlı bir raporun alınmadığı görülmüştür. Daha önce ceza mahkemesince davacının hükümlülüğüne karar verilmiş olmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Bu husus davacının da kabulündedir. Ancak davacı, davalının eyleminden dolayı ağır nitelikte bir suçla yargılanarak fazla ceza tertip edilmiştir. Senedin davacı tarafından kıymetli evrak niteliğine dönüştürülmediği anlaşıldığı takdirde suçun ve bu bağlamda cezanın nitelik ve miktarıda değişmiş olacaktır.
Şu halde yapılacak iş, davacının dayandığı bu iddianın tetkiki böylece ceza mahkemesindeki hükümlülük kararının hukuk hakimini bağlamayacağı düşünülerek, Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınarak, olayın gelişimi de gözetilerek, varılacak sonuca göre bir hüküm kurulmak gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir. Kararın bu sebeple bozulması gerekirken, onanmış bulunduğundan yukarda açıklanan nedenlerde gözetilerek davacının karar düzeltme istemi HUMK. nun 440-442. maddeleri uyarınca kabul edilmeli, onama kararı kaldırılmalı ve karar yukarda gösterilen sebeplerle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacının karar düzeltme isteminin kabulüne, onama ilamının kaldırılmasına, kararın yukarda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA ve karar düzeltme isteyen davacıdan önceki onama kararımızla alınan harç ile peşin alınan tashihi karar harcının istem halinde geri verilmesine 19.11.2003 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, kendisi ile dava dışı Osman Çakmak arasındaki bir arsa alım satımı sebebiyle 1980 yılında Osman Çakmak tarafından yalnızca imza edilip sair bölümleri boş bırakılan senedi 1995 senesinde icra takibi yapılmak üzere avukata götürdüğünü, senedin boş olan kısımlarını kendisi doldurmayıp davalının doldurduğunu, böylece isteği dışında adi belge niteliğinde olan senedin bono haline getirildiğini, Osman Çakmak mirasçılarının şikayeti üzerine hakkında sahte senet düzenlemekten ceza davası açıldığını ve mahkum olduğunu, senedin adi senet olarak kalması halinde kendisine verilecek cezanın daha hafif olacağını, bono vasfında olması sebebiyle TCK. nun 342. maddesine göre iki yıl ağır hapis cezası aldığını, bu durumun hem maddi hem de manevi zararına yol açtığını belirterek 2.000.000.000 TL manevi, 100.000.000 TL maddi zararın davalıdan tahsilini istemiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içerisinde bulunan Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 1998/57 esas, 2000/281 karar s. dosyasında sanık olarak yargılanan davacının hazırlıktaki ilk ifadesinde senetteki tanzim ve vade tarihi, miktarını, lehdar ismini ve borçlu adresini kendisi yazarak tahsil için avukatına verdiğini belirtmiş daha sonraki ifadelerinde ise sentteki boş kısımları işçilerine doldurttuğunu bildirmiştir. Yapılan yargılama sonunda takip konusu edilen senet altındaki borçlu imzasının Osman Çakmak'a ilişkin olmadığı anlaşıldığından davacının TCK. nun 349/2. maddesi yollaması ile TCK. nun 342/1. maddesi uyarınca iki yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği sanık (davacı) vekilleri tarafından sonradan aldıkları bilirkişi raporları dayanak gösterilerek yargılamanın iadesi talebinde bulunduğu bu talebin de reddedildiği ve derecattan geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Yine; Osman Çakmak mirasçıları tarafından davacı aleyhine Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/495 esas s. dosyasında açılan menfi tesbit davasının da kabul edildiği ve temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği de sabittir. Gerek Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 1998/57 esas s. dosyası, gerekse Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/495 esas s. dosyalarında icra takibine konu edilen bono altındaki imzanın borçlu Osman Çakmak'ın el ürünü olmadığı kabul edilmiş ve her iki karar da kesinleşmiştir. Somut olayda davacı imzası Osman Çakmak'a ilişkin olmayan sahte senedi bilerek icra takibine koymak suretiyle kullanmış ve anılan suç da bu biçimde oluşmuştur. Şu hale göre imzası sahte olan senetteki boş kısımların davacı ya da başka birisi tarafından doldurulmuş olması bu senedin sahteliğini bilerek kullanan kişinin davacı olması sebebiyle sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Bu sebeple yerel mahkemece davanın reddine dair verilen kararın onanması yerinde olup davacının karar düzeltme isteminin reddi gerektiği düşüncesinde olduğumdan, dairemiz çoğunluğunun karar düzeltme isteminin kabulü ve yeniden bilirkişi incelemesi yapılmak üzere kararın bozulması şeklindeki görüşüne katılamıyorum. 19.11.2003
Full & Egal Universal Law Academy