(3065 S. K. m. 20/4)
Dava: Davacı S. Çetinkol vekili Avukat M. O. Aykut tarafından, davalılar A. Teker ve diğerleri aleyhine 25.11.2002 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle 4.000.000.000.- TL manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı M. E. Yavuz hakkındaki davanın atiye terkine, 2.500.000.000.- TL manevi tazminatın öteki davalılardan alınmasına dair verilen 4.6.2003 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalılardan D. Gaz. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve A. Teker vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalıların öteki temyizine gelince; dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, Y. Ş. Gazetesinin 17.9.2002 tarihli sayısının ikinci sayfasında yayınlanan Yargıtay 8. Ceza Dairesi Suç İşliyor başlıklı yazıda kişilik haklarına saldırıda bulunulduğundan manevi tazminat isteminde bulunmuş, davalılar yayının eleştiri sınırları içinde kaldığı, matufiyetin gerçekleşmediği, yargı kararının hukuki ve bilimsel olarak eleştirildiğinden davanın reddini savunmuşlar, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Yayında işlenen ana tema, R. T. Erdoğan'ın adli sicil kaydının silinmesi isteminin yetkili ve görevli Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin reddetmesi üzerine, yapılan itirazın aynı yerin 4 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce kabul edilmesine dair kararın, temyiz incelemesi yapılmasına ilişkin yerleşmiş uygulama dışına çıkılarak ele alınması ve işin aceleye getirilerek iki mahkeme kararından biri olan 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararının yok sayılması ve 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının da onanmasına ilişkin olan yöntem ve sürecin eleştirilmesidir.
Öncelikle, bu eleştirinin yasal sınırlar içinde kalıp kalmadığının, diğer bir anlatımla sınırın aşılıp aşılmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Gerçekten eleştiriye neden olan ve dava konusu yayında eleştiri konusu yapılan Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 16.9.2002 gün ve Esas 2002/9675, Karar 2002/8081 sayılı kararında, R. T. Erdoğan'ın, TCK'nun 312. maddesinde yapılan değişiklik sonucu, suçun ortadan kalktığı gerekçesi ile sabıkasının silinmesine ilişkin talebi, TCK'nun 2. maddesinin uygulanması ve infaz edilmiş bulunan hükmün mahiyetinin değiştirilmesi ile ilgili olması karşısında duruşma yapılarak karar verilmesi gerektiği, ancak dosya üzerinde inceleme yapılarak reddedilmesi, kararın temyiz kabileyitini ortadan kaldıramayacağı, bu karara karşı yapılan itirazın da temyiz niteliğinde olduğu gözetilmeden itirazen dosyayı inceleyip R. T. Erdoğan hakkındaki sabıka kaydının silinmesine ilişkin olarak verilen Diyarbakır 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 6.9.2002 günlü müteferrik kararının hukuki değerden yoksun ve hiçbir sonuç doğurmayan, yok hükmünde olduğu kabul edilerek, 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 2002/92 değişik iş sayılı kararının incelenmesi sonunda, hüküm infaz edilmiş bulunduğundan Diyarbakır 3 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının onanması biçiminde hüküm kurulmuştur.
Dosyadaki belgelere göre, Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1.8.2002 tarihinde karar vermiştir. Bu karara itiraz edilmesi üzerine 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 6.9.2002 tarihinde itirazı kabul etmiştir. Bu karar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gelmiş ve 10.9.2002 tarihli tebliğname ile Yargıtay ilgili dairesine gönderilmiş, Dairede 16.9.2002 tarihinde yukarıda belirtilen hükmü oluşturmuştur.
İşte bunun üzerine, davaya konu edilen, Yargıtay 8. Ceza Dairesi Suç İşliyor başlıklı yazı yayımlanmıştır.
Yazının giriş kısmında, yukarıya alınan tarihler itibariyle izlenen süreç işlenmiştir. Devamında davacının da yer aldığı daire kararı ele alınmış ve 8. Ceza Dairesinin Devlet Güvenlik Mahkemeleri arasındaki hiyerarşiyi dikkate almadığı ifade edilmiştir. Yine yasada yargıcın, her türlü belirsizlik ve hukuki duraksamalar halinde, sanık yararına yol izleyeceği kuralını, dairenin bilmemesi düşünülemez belirlemesi yapılmıştır. Ancak daire bu kararla ilke ve yasayı gözetmemiş, suç işlediğini belirtmiştir. Devamında ise, yargının etkinliği vurgulanmış, ancak bu etkinlik gözetilerek karar verilmesi gerektiği beklentisi dile getirilmiştir.
Sorun, yukarıya özeti alınan karar ve bu karara karşı eleştiri hakkını kullanan basının yayınladığı yazı ile sınırın aşılıp-aşılmadığı tartışılmalıdır. Gerçekten ve öncelikle burada eleştiri konusu yapılan, davacı yani kişi mi, yoksa karar mı, hiç kuşkusuz eleştirilen karardır. Ancak, verilen karar özetlendikten sonra, Yargıtay 8. Ceza Dairesi suç işliyor biçimindeki belirleme itibariyle suçun ancak daire tarafından değil, kişilerce işlenebileceği düşünüldüğünde bu eleştirinin kişiye yönelik olduğu düşünülebilir. Şu durumda verilen karar karşısında, kararı veren suç işliyor biçimindeki niteleme, saldırı teşkil edecek midir? Elbette ki, bir yargıcın verdiği karardan dolayı suç işliyor demek yargıcın, hukuk dışına çıktığı diğer bir anlatımla, yasa ve hukukun öngördüğü biçimde değil, somut olaydaki gibi karar verdiği, böylece kusurlu olduğu sonucu çıkarılabilir. Şu durumda verilen kararın, hukuka ne denli uygun olup-olmadığı, diğer bir ifade ile kararda bir özensizliğin bulunup-bulunmadığı irdelenmelidir.
Yukarıda alınan karar özetinden ve kararın ilgilinin müracaatından itibaren izlenen yön ve yöntem gözetildiğinde, normal uygulama sürecinin dışına çıkıldığı gözlemlenmektedir. Kararın kısa sürede savcılığa getirilmesi, savcılıktan daireye ve karara bağlanması, olağanın dışında bir sürecin izlendiğini göstermektedir.
Kararın içeriğinde ise, usul kurallarına uyulmadan bir sonuca varıldığı belirtilmektedir. Elbette ki bu bir gerekçeye dayandırılmıştır. Ancak bu gerekçenin mevcut yasanın açık hükmüne uygun olup-olmadığı tartışmalıdır. İşte bu denli tartışmalı bir konuda karar verilmesi durumunda kararın da tartışılabileceği ve eleştirilebileceği de kabul edilmelidir. Yazıda yer alan Yargıtay 8. Ceza Dairesi suç işliyor nitelemesini, yazının bütünü içinde değerlendirmek gerekir. Salt sözcük dizisini almak ve yazıyı bütünden ayırmak suretiyle sonuca varmak doğruyu bulmamızda güçlükler yaratır.
Kaldı ki; dava konusu yazı, bir eleştiri yazısıdır. Eleştirilen bir yargı kararı da olabilir. Yargı kararları eleştirilemez diye bir kural da yoktur. Demokratik bir toplumda ve hukukun üstünlüğünü kabul eden bir devlette, hiçbir kurum ve kişi eleştiri dışında kalamaz, yeter ki bu eleştiri yapılırken, özle biçim arasındaki denge korunmuş olsun ve eleştiride kamu yararı öncelikle göz önünde tutulmuş bulunsun. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir kararında mahkemelerin bir boşlukta çalışmadığı kabul gören bir olgudur.
Mahkemeler uyuşmazlıkların çözülmesi için birer form işleri görmekte ise de... uyuşmazlık konusu olayların başka yerlerde tartışılmayacağı sonucu çıkarılamaz. Ayrıca, kitle yayın organları, yargının düzgün işleyişinin gereklerinin belirlediği sınırları aşmamak suretiyle kamu yararını ilgilendiren, başka alanlarda olduğu gibi mahkemelerin gördüğü davalar konusunda da bilgi vermek ve fikirleri yaymak görevleridir. Sadece medyanın bu tür bilgi ve fikir yayma görevi yoktur. Halkın da bunlara ulaşma hakkı vardır. (Sunday Times Birleşik Krallık davası -1979) biçimindeki ilkeleri belirlenmiştir.
Somut olayda, siyasi bir kişinin siyasette yer alıp-almayacağı süreci tartışılmaktadır. Böyle bir olay toplumu yakından ilgilendirmekte ve toplum için önem de taşımaktadır. Böyle bir konu ile ilgili davanın çözüme kavuşturulmasında, kamunun üstün yararı da gözetilerek, tüm uygulama ve izlenecek sürecin özenle ve titizlikle göz önünde tutulması gerekir. Her türlü tartışmaya olanak sağlayacak yön ve yöntemlerden sakınılmalıdır. Küçük bir yöntem hatasının tartışmaları beraberinde getireceği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Belirtilen nedenlerle, yayındaki eleştiri kararda izlenen yöntem ve kararın içeriği ile ilgilidir. Bu bakımdan yayının eleştiri sınırları içinde kaldığı hukuka aykırı olmadığı ve böylece kişilik haklarına yapılmış bir saldırı bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabul kararı verilmiş bulunması bozmayı gerektirmiştir.
a)Yargılama ve hüküm, ancak davanın tarafları hakkında verilebilir. Yargılama giderleri de hükmün sonuçlarına göre yanların sorumlulukları ile ilgili bulunduğundan, hüküm ile birlikte karara bağlanması gerekir. (29.5.1957 tarih ve 4/16 sayılı İBK.). Bu bağlamda, yargılama giderleri, aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir ve vekalet ücreti de yargılama giderlerindendir. (HUMK. m. 417/1, m. 423/b.6).
Diğer yandan, 4667 sayılı Yasanın 77. maddesi ile değiştirilen 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın 164/son maddesindeki düzenlemede; dava sonunda, karar ile tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olacağı belirtildiği gibi; bu hükme koşut bir düzenleme de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti biçiminde yer almıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere gerek Avukatlık Yasası ve gerekse de yasaya dayalı olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde yer alan düzenlemeler; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun, davanın taraflarına ve hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına ilişkin hükümlerini kaldırıcı veya değiştirici nitelikte değildir. Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin- ve bu bağlamda vekalet ücretinin- davanın tarafları hakkında kurulması gerekir. Avukatlık Yasası'ndaki, vekalet ücreti avukata aittir biçimindeki düzenleme hükmü kuran mahkemeye değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu yorum ve varılan sonuç aynı maddedeki bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez biçimindeki düzenleme ile de doğrulanmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, taraf sıfatı bulunmayan vekil yararına vekalet ücretine hükmedilmesi bozma nedenidir.
b) Mahkemece takdir edilen vekalet ücretine, katma değer vergisi eklenerek hüküm kurulmuştur. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde; bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Yasa hükümleri gereği katma değer vergisi ayrıca ilave edilir. denilmekte ise de, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Yasası'nın 20/4. maddesinde, belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile biletle tahsil edilen hallerde tarife ve bilet bedeli, katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez. hükmü ile Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen vergi, resim harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. şeklindeki yasa maddelerinin bu düzenleniş biçimine karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesindeki düzenleme biçiminin yer almış bulunması, normlar arasında aykırılık yaratmıştır. Bu gibi durumlarda ve Yargılama Hukuku bakımından öncelikle göz önünde tutulacak hüküm, Anayasa kuralıdır. Yukarıda yazılı olan Anayasa kuralına dayanılarak çıkarılan 3065 sayılı yasanın 20/4. maddesinde, yukarıda açıklandığı üzere, bu nitelikteki tarifelerde öngörülen miktarın içinde Katma Değer Vergisi'nin de bulunduğu, diğer bir ifade ile Katma Değer Vergisi'nin, tarifede belirlenen miktar içinde yer aldığı belirtilmiştir. Şu durumda, yasa hükmü gözetildiğinde, tarifedeki ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi'nin eklenmemesi gerektiği kabul edilmek gerekir.
Mahkemenin yukarıda yazılı olan bu yasal düzenlemeleri gözetmeden, tarifede belirlenen ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklenmesi de bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın 2 sayılı bentte açıklanan nedenlerle davalılar, 3/a-b bentlerinde açıklanan nedenlerle taraflar yararına BOZULMASINA, tarafların öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve temyiz eden taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine 06.10.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy