(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25)
Davacı Kemal Y. vekili Avukat Osman Özdoğan tarafından, davalı H.... Radyo TV A.Ş. aleyhine 28/04/2000 gününde verilen dilekçe ile yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ve yayın kararı verilmesinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 12/03/2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, istem kabul edilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında davalının Zonguldak Devlet Hastanesi'nde kulak burun boğaz uzmanı olduğu, kanamalı bir hastaya müdahalede bulunduğu ve sonrasında görev yerini terk ederek özel muayenehanesine gittiği, hastanın kanamasının devam etmesi üzerine yeniden hastaneye gelerek Ankara'ya sevkini sağladığı ve bu sırada acil serviste bekletilen hastanın yolda vefat ettiği dile getirilmiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgilere göre: Devrek İlçesi, Deliahmetoğlu Köyü'nde oturan Hasan Dutar'ın 14.6.1999 günü saat: 08.00'de burun kanaması nedeniyle 18 kilometre ötede bulunan Devrek Sağlık İstasyonu'na götürüldüğü, oradan, Zonguldak Devlet Hastanesi'ne sevk edildiği, ancak, daha önce tedavi gördüğü Göğüs Hastalıkları Hastanesi'ne getirildiği ve akciğer grafisinin çekilerek kanamanın akciğerden değil, burundan geldiği tanısıyla yine Devlet Hastanesi'ne gönderildiği ; anılan hastanede saat : 11.50- 12.00 arasında acil servise alınarak davacı doktora haber verildiği, davacının da tampon uygulaması yaparak hastanın durumunun gözlemi için hemşire görevlendirdiği; saat : 14.30'da davacı tarafından tamponların değiştirildiği ve davacının saat: 15.30'da bölümünden, saat : 16.00'da da haber verildiğinde ve gerektiğinde hastahaneye gelecek olan ve gereken müdahaleyi yapacak konumunda nöbetçi olması nedeniyle de hastaneden ayrılarak muayenehanesine gittiği ; hastanın durumunun düzelmemesi üzerine saat : 17.00'de çağrı üzerine tekrar hastaneye geldiği ve durumu ağırlaşan hastanın Ankara'ya sevk işlemlerini yaptığı ; acil serviste ambulans beklenmekte iken, bu kez öğrenci servisinin kaza yapması nedeniyle hastaneye kaldırılan yaralılar ile ilgili olarak gelen basın mensuplarının, kanamalı hastanın durumunu gördükleri ve haber konusu yaptıkları, sonrasında ise hastanın yolda vefat ettiği, anlaşılmaktadır. Tüm bu gelişim biçimine göre, yayına konu haber, görünür gerçeğe uygundur. Yukarıda da vurgulandığı gibi, söz konusu olan, somut gerçeklik değil; olayın, haberin verildiği andaki beliriş biçimine uygunluktur. Teknik konularda ve ayrıntıya ilişkin saptamalar, haberin gerçeklik unsurunu ortadan kaldırmaz. Nitekim, bu anlamda olmak üzere, davaya konu olay ile ilgili olarak davacı hakkında kamu davası açılmış ve yargılama sonucunda beraat kararı verilmiştir. Beraat gerekçesi ise, tamamen tıp tekniği ile ilgili olup ; basının, bu yönde ayrıntıya ilişkin bilgi ve değerlendirme sonucu yayın yapma yükümlülüğü söz konusu değildir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ve belirlenen olgular karşısında, mahkemece; davanın reddi yerine, kabulüne karar verilmiş olması; usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 26.2.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy