(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 2)
Davacılar Muammer Çetin ve Oğulcan Çetin vekili Avukat Şerafettin Karabela tarafından, davalı TCDD Genel Müdürlüğü aleyhine 31.10.2001 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 18.6.2003 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA; 20.11.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Dava tren kazası sonucu ölüm nedeniyle doğan zararın giderimine ilişkindir.
Kazanın tren yolunda olduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları İşletmesi tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumudur.
Anayasanın 125/son maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle sorumludur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları saldırıya uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Somut olayda zarar kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğmuştur. Davanın çözümünde idari yargı yeri görevlidir. Bu nedenle yargı yeri bakımından dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenmesi usul açısından uygun olmamıştır.
İşin esasına gelince;
Davacıların davalı kurum aleyhine açtığı davada tazminata karar verilmiş, karar dairemizce onanmış bulunmaktadır.
Davalının zamanaşımı itirazının yerinde olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.
Bu davanın açılması sırasında davalı kurum elemanı hakkında açılmış bulunan ceza davasının çoktan bittiği bellidir.
Hukuken çözülmesi gereken husus, böyle durumlarda zamanaşımının ne kadar olduğu, uzamış (ceza) zamanaşımının kayıtsız şartsız uygulanıp uygulanamayacağı, TCK. 465. maddesinin bu tür davalara etkisinin ne olacağının tartışılmasıdır.
Bilindiği gibi, haksız fiillerde zamanaşımı olayı, faili ve zararı öğrenme tarihinden itibaren bir yıldır. Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinin birinci fıkrasında belirlenmiş olan bu zamanaşımına, ikinci fıkra ile farklılık getirilmiş, olay ceza kanunları gereğince daha uzun bir zamanaşımını gerektirir bir fiilden doğmuş ise zarar davasının da o zamanaşımına tabi olacağı kabul edilmiş bulunmaktadır. Ancak; dikkat edilmesi gereken husus bu uzamış zamanaşımının haksız fiil suçunu işleyenler için uygulanıp, o kişileri çalıştıranlar için uygulanmayacağıdır. Haksız fiil de çalıştıranın cezai sorumluluğu olmayacağı için haksız fiil işleyeni çalıştıran kişi, kurum veya şirketin sorumluluğu TCK'nun 465. maddesi doğrultusunda mümkün olabilmektedir. Bu madde gereği davalı kurumun sorumluluğunun devam etmesi için kurum elamanı hakkındaki ceza davasının devam ediyor olması gerekmektedir. Bazı münferit istisnaların dışında Dairemizin ve Hukuk Genel Kurulu'nun kararları bu doğrultudadır. Bir örnek olmak üzere HGK'nun 27.6.2001 gün 2001/4-472, 2001/547 sayılı kararında: Zarar doğuran olay 31.7.1996 tarihinde gerçekleşmiş, olaya sebebiyet veren kişi hakkında ceza davası TCK'nun 459. maddesi uyarınca cezalandırılması ile sonuçlanıp, karar 30.12.1998 tarihinde kesinleşmiş, eldeki dava da 29.4.1999 günü açılmıştır. Olayın üstünden bir geçmiş olup, uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanmasının mümkün bulunmamasına, TCK'nun 465. maddesindeki malen sorumlu olanların sorumluluğu için haksız fiili işlemiş olanların haklarında devam eden bir ceza davası da bulunmamasına göre, davanın zamanaşımına uğradığının kabul edilmesi gerekir denilmektedir.
Yukarıda yazılanların ışığında, olaydan dava tarihine kadar bir yıldan fazla zaman geçmiş bulunmasına, ceza zamanaşımının uygulama yeri olmamasına, suç işlemiş kişi hakkında devam eden bir ceza kovuşturması bulunmamasına ve bu sebeple TCK'nun 465. maddesinin belirlediği sorumluluk sebebinin de ortadan kalkmış olmasına göre, davalının zamanaşımı savunmasının kabul edilerek davanın reddedilmesi gerekirken, kabul edilmesi uygun olmamıştır.
Yukarıda yazılan nedenlerle davanın idari yargı yerinde görülmesi gerekirken adli yargı yerinde görülmesini, esas bakımından da zamanaşımının gerçekleşmiş olduğunun kabul edilmemesini uygun bulmadığımdan onama kararına katılamıyorum. 20.11.2003 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy