(818 S. K. m. 41, 43, 47, 49) (3065 S. K. m. 20) (2709 S. K. m. 73) (1136 S. K. m. 164)
Dava: Davacılar Fadime Elbir vd. vekili Avukat Ülkü Ekinci tarafından, davalı İçişleri Bakanlığı aleyhine 8.2.2002 tarihinde verilen dilekçe ile trafik kazası sonucu desteğin ölümü sebebiyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 18.7.2003 tarihli kararın Yargıtay'ca tetkiki davacılar ve davalı taraflarından süresi içerisinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla kanuna uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacı Fadime Elbir'in temyiz itirazlarına gelince; dava, trafik kazası sonucu davacıların desteğinin ölümü sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece, bilirkişi tarafından davacı eş Fadime Elbir için hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatından %20 oranında evlenme şansı bulunduğu kabul edilerek bu oranda indirim yapılmıştır. Dosyada bulunan belgelerden ve nüfus kayıtlarından davacı Fadime'nin 1954 doğumlu olup 1975, 1977 ve 1980 doğumlu üç çocuğu bulunduğu anlaşıldığı durumda davacının üç çocuklu olduğu gözetilmeden ve evlenme konusunda toplumun gelenek ve görenekleri ters yorumlanarak %20 evlenme şansı bulunduğunun kabulü ile maddi tazminattan aşırı miktarda indirim yapılması hem takdirde hata, hem de maddi olguyla çelişkilidir. Hatalı takdir sebebiyle karar bozulmalıdır.
3- Davalının sair temyiz itirazlarına gelince; trafik kazası 22.02.1997 gününde meydana gelmiş; davalı idare 20.6.1997 gününde 2330 sayılı Kanun gereğince hak sahiplerine 1.889.550.000 TL ödemiştir.
Desteğin eşi ve iki çocuğu, davalı idare aleyhine 8.2.2002 gününde destek tazminatı ve manevi tazminatlar istemiyle dava açmışlar; 2002 Aralık ayı içerisinde bilirkişi tarafından yapılan destek tazminatları hesabına ait rapor çerçevesinde karar verilmiştir.
Tazminatlar, 2002 Aralık ayındaki verilere göre hesaplanmış; bunlardan davalı idarenin 5,5 yıl önce davacılara ödediği 1.889.550.000 TL veraset ilamındaki payları oranında aldıkları nakdi tazminatlar çıplak miktarıyla düşülmüştür.
İşte, uyuşmazlık trafik kazasından sonra davalı yan tarafından 5,5 yıl önce yapılan ödemenin, davada en son verilere göre hesaplanan tazminatlardan hangi kıstaslar gözetilerek indirim yapılacağı noktasında toplanmaktadır. Bir başka anlatımla, aradan geçen uzun zaman içerisinde çok değişen yeni veriler esas alınarak bulunan tazminatlardan, olayın akabinde davalının (borçlu) ödediği tazminat çıplak haliyle mi düşülecek, yoksa hakkaniyet gereği denkleştirme, güncelleştirme yapılarak mı indirim yapılacak. Mahkemece bu husus hiç tartışılmamış; 5,5 yıl önce yapılan ödeme o haliyle düşülmüştür.
Bu haksızlığı gidermek, hakkaniyete uygun bir çözümle sonuca ulaşmak için uygulanacak yöntem aranırken, yasaların ve uygulamanın öngördüğü iki ilkeyi gözetmek gerekir.
Bu ilkelerden ilki, haksız eylemlerden doğan zararlarda, tazminat sorumluluğu, ayrıca bir uyarıya hacet kalmaksızın o tarihte başlar; bir başka değişle sorumlu ya da sorumlular olay tarihi itibariyle temerrüde düşer ya da düşerler. Bunun doğal sonucu olarak; zincirleme sorumlulardan biri ya da hepsinin tazminatı tamamen ödemeleri halinde borçtan tümüyle; kısmen ödemeleri halinde ise o oranda borçtan kurtulurlar. Olayımızda, bu irdeleme yapılmadığı için davalı idarenin 20.6.1997 gününde ödediği miktarın tazminatın tamamını mı yoksa bir kısmını mı karşıladığı anlaşılmamaktadır.
Diğer ilke ise; destek tazminatı ya da sürekli iş görmezlik sebebiyle açılan maddi tazminat davalarında, tazminat, mümkün olduğunca, mahkeme kararına en yakın tarihteki verilere (bilinen dönem verilerine) göre hesap edilip saptanır.
O halde, yapılacak iş, bu iki ilkeyi bağdaştırarak sağlıklı, hakkaniyetli bir sonuca ulaştırmaktır. Çünkü, hukukta hiçbir gerekçe, tazminat yükümlülüğü doğan kişinin kendiliğinden yaptığı ödemenin o kişiyi sonradan zarara sokmasına, yani pişmanlık kapısını açmasına neden olmamalıdır.
Oysa, davalı idare kanun gereği de olsa davacıların zararlarını bir an önce ödeyerek onların acılarını gidermeye çalışması, önceki ödemenin yıllar sonra çıplak miktarıyla enflasyonla irileşmiş tazminattan düşülmesiyle anlamsız hale gelip davalı idareyi mağdur etmiştir. Yukarda açıklanan iki ilke birlikte yorumlanıp değerlendirilmemiştir.
Mahkemece, davalı idarenin 1997 yılında yaptığı 1.889.550.000 TL'nın ödeme gücüyle 5,5 yıl sonraki ödeme gücünün aynı olmadığı düşünülerek haksızlığı giderecek bir yöntem bulunmalıydı.
Bu yöntem, o paranın getirileri gözetilerek güncelleştirilmesi ya da yine o paranın o tarihteki tazminat borcundan hangi oranda davalının kurtulmasını sağladığını hesap ettirerek denkleştirmenin sağlanması olabilirdi.
Bunların tartışılıp irdelenmeden tazminat kapsamının saptanması doğru değildir. Karar bu sebeple de bozulmalıdır.
4- Mahkemece takdir edilen vekalet ücretine, katma değer vergisi eklenerek hüküm kurulmuştur. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde; bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Kanun hükümleri gereği katma değer vergisi ayrıca ilave edilir. denilmekte ise de, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Yasası'nın 20/4. maddesinde, belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile biletle tahsil edilen hallerde tarife ve bilet bedeli, katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez. hükmü ile Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. şeklindeki kanun maddelerinin bu düzenleniş biçimine karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesindeki düzenleme biçiminin yer almış bulunması, normlar arasında aykırılık yaratmıştır. Bu gibi durumlarda ve Yargılama Hukuku bakımından öncelikle göz önünde tutulacak hüküm, Anayasa kuralıdır. Yukarda yazılı olan Anayasa kuralına dayanılarak çıkarılan 3065 sayılı Kanunun 20/4. maddesinde, yukarda açıklandığı üzere, bu nitelikteki tarifelerde ön görülen miktarın içerisinde Katma Değer Vergisi'nin de bulunduğu, sair bir ifade ile Katma Değer Vergisi'nin, tarifede belirlenen miktar içerisinde yer aldığı belirtilmiştir. Şu durumda, kanun hükmü gözetildiğinde, tarifedeki ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi'nin eklenmemesi gerektiği kabul edilmek gerekir.
Mahkemenin yukarda yazılı olan bu kanuni düzenlemeleri gözetmeden, tarifede belirlenen ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklenmesi şeklinde vardığı sonuç usul ve kanuna aykırı olup, ayrı bir bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın 4 no.lu bentte açıklanan sebeple taraflar yararına, 2 no.lu bentte açıklanan sebeple davacı Fadime Elbir yararına, 3 no.lu bentte açıklanan sebeple davalı yararına BOZULMASINA; tarafların öteki temyiz itirazlarının 1 no.lu bentte gösterilen sebeple reddine ve temyiz eden davacılardan peşin alınan harcın istem halinde geri verilmesine 06.04.2004 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Dava, trafik kazası sonucu desteğin ölümü sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkeme davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Davacı ve davalı tarafından karar temyiz edilmiştir. Kararın daire tarafından bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararının 3 no.lu bendindeki çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyoruz. Şöyle ki;
Davacıların desteği trafik kazasında ölmüş, davacı eş ile üç çocuğu desteğin yardımından mahrum kalmışlardır.
Haksız fiillerde, zarar görenin mal varlığındaki azalma haksız fiilin işlendiği anda oluşmuştur. Zarar verenin tazminat sorumluluğu da bu tarihte başlar Olay tarihi itibariyle tazminatın tamamının ödenmesi kanuni zorunluluktur. Tazminatın ödenmemesi durumunda tazminat sorumlusu temerrüde düşer. Olay tarihi itibariyle mal varlığında azalma meydana gelen ve haksızlığa uğrayan tarafın, zararının sonraki tarihler itibariyle giderilmesi, haksız fiil sorumlusunun nedensiz zenginleşmesine neden olur. Haksız fiilde bulunan kişinin kısmi ödemede bulunması onun zarar görenlerin acılarını tamamen giderdiği sonucunu doğurmaz. Ancak zararın tamamının olay tarihi itibariyle giderilmesi durumunda bu düşünce kabul görür. Bu tür olaylarda, hiçbir zaman haksız fiilde bulunanın teşvikine neden olacak biçimde hareket edilmemelidir. Zarar görenin olay tarihi itibariyle yaşamaya başladığı ve yaşamı boyunca çekeceği acıyı hukukçuların görmesi gerekir. Yasalarda çoğunluğun bozma gerekçesine uygun bir hüküm de getirmemiştir. Kanun koyucu zarar görenin zararlarının artmasına neden olacak hükümlerin yasalarda yer almasını da kabul etmez.
Somut olayda, davacılar destekten yoksun kalmışlardır. Olaydan sonra davalılar tarafından zararın ödenen bir bölümünü, hüküm gününde paranın alım tarihine uyarlanması doğru değildir. Davalılar yapılan bu kısım ödeme ile o miktardan borçlarından kurtulmuşlardır. Tazminattan ancak bu miktarın indirimi yapılabilir. Bundan dolayı da bozma ilamının bu bölümüne katılamıyoruz. Tazminatın olay gününde tam ödenmemesinde davacıların sorumluluğu da yoktur. Mahkemece bütün bu olguları dikkate almış ve tazminat miktarının kapsamını doğru olarak belirlemiştir. Karar bu sebeple doğrudur.
Anlatılan sebeple ilamın 3. bendindeki bozma gerekçesine katılamıyoruz. 6.4.2004 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy