(1086 S. K. m. 275) (818 S. K. m. 47, 49)
Dava : Davacı, üyesi bulunduğu davalı S.S. H.K. Yapı kooperatifi Yönetim Kurulu kararı ile üyelikten çıkartılmasına gerekçe olarak gösterilen anlatımların kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı ise, davacının kooperatif hakkında resmi kurumlara şikayet dilekçeleri verdiğini, kooperatif dışında bazı ortaklarla toplantı yaparak gerçek olmayan iddialar ileri sürdüğünü, kooperatif ve yönetim aleyhinde davranışlar gösterdiğini, yasal yetki kullanılarak davacının üyeliğine son verildiğini belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davacının üyelikten çıkartılmasına ilişkin kararın iptal edildiği ve bilirkişi raporunda çıkartma kararında yer alan ibarelerin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu benimsenerek istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Kararı davalı temyiz etmiştir.
Karar: Dosya arasında bulunan bilgi ve belgelere göre davacı tarafından verilen şikayet dilekçelerinde, yönetim kurulu üyesi olduğu dönemlerde belgelerin kendisine gösterilmesini, belgeleri inceleyemediğini, yeterli cevapta verilmesinden bazı şüphelere kapıldığını, belgelerin kendisine neden incelettirilmediğinin, aidatlarını tam ve süresinde ödemeyen üyeler hakkında ne gibi işlem yapıldığının, ödemeyenlerden gecikme zammı alınıp alınmadığının, banka hesabından para çekilip çekilmediğinin, çekilmişse nereye harcandığının, hangi bankalarda hesap açıldığının, başka illerde görevli bulunan yöneticilerin nasıl karar aldıklarının, kooperatiften ayrılan ortak olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini, kooperatifin bu ve benzeri usulsüzlüklerinin, kayıtların usulsüz tutulmasının kendisi ve diğer ortakların zararına yol açtığını, konunun incelenmesi gerektiğini ileri sürdüğü; Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, kayıt ve belgelerin usulüne uygun tutulduğu, işlemlerin usulüne uygun yapıldığı, davacının ileri sürdüğü usulsüzlüklere rastlanmadığının belirlendiği ve takipsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, dinlenen tanıkların bir kısmı, davacı ile birlikte 4-5 ortağın bir çay bahçesinde toplandıkları, davacının kooperatifin feshi edilmesini önerdiğini söylemişlerdir. Davacı da, bir davalının keşfi sırasında tutanağa geçen anlatımında, kooperatifin 5 yılda bitireceğini söylediği halde bitiremediğini, sürenin 15 yıla çıkartıldığını, bu yüzden aidat ödemeğini belirtilmiştir.
Yukarıda anlatılan olayın gelişen bu yönü gözetildiğinde, davacının üyelikten çıkartılmasına gerekçe yapılan yönetim kurulu kararında geçen açıklamaların davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmayacağı sonucuna varılarak istemin tümden reddedilmesi gerekirken kısmen de olsa kabul edilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Diğer yandan; Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 275. maddesi uyarınca "mahkeme, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir; hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez".
Sonuç:
Somut olay, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenebilir niteliktedir. O nedenle bilirkişi düşüncesine başvurulması, maddeye açık aykırılık oluşturur. Yerel mahkemece, açıklanan düzenlemeye aykırı olarak bilirkişi görüşüne başvurulmuş olması da bozmayı gerektirmiştir.
KARŞI OY :
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere ve delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, mahkemenin davacının kişilik haklarına saldırı oluştuğu yolundaki tespitinin yerinde olduğu düşüncesiyle dairemiz çoğunluğunun bozma görüşüne katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy