(2709 s. Anayasa. m. 28) (5680 s. Basın K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25)
Davacı Koray A vekili Avukat Özber Duvarcı tarafından, davalılar Hürriyet Gaz. ve Mat. A.Ş. ve diğerleri aleyhine 18/2/2002 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle 10.000.000.000 lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; 5.000.000.000 lira manevi tazminatın tahsiline dair verilen 17/9/2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan M. Ali Y., Uğur S. ve Kemal B. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar M. Ali Y., Uğur S. ve Kemal B. tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olayda davacı Gözcü Gazetesinin 9/9/2001 tarihli sayısında "Haftada Bir" adlı köşede "Rüşvet" başlıklı yazıda "iller bankası ihalelerinde sahtekarlık yaptığı için bankaca boykot edilen Koray A., ihalelerden ve İller Bankasından sorumlu Bayındırlık Bakanlığı'na getiriliyor... müteahhit Koray A. hem işveren, hem iş alan konumunda oluyor" denilerek kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla manevi tazminat istemiştir.
Haber dönemin Bayındırlık Bakanı Koray A.'ın bakanlığında ortaya çıkan yolsuzluklarla ilgili olarak düzenlenen vurgun operasyonuyla gündemde olduğu ve sonuçta kamuoyu baskısıyla istifa etmek zorunda kaldığı dönem içinde yayınlanmıştır. Dava konusu haberde davacının geçmişte ihalelerde sahtekarlık nedeniyle İller Bankası'nca ihalelerden yasaklandığı ve günümüzde İller Bankası ve ihalelerden sorumlu bakan olduğu belirtilmiştir. Dosyadaki delillerden davacının 1982-1987 tarihleri arasında ortağı olduğu Damla Petrol Tic. Tur. Ltd. Şti.'nin İller Bankası'nın yakıt ihalelerinde yolsuzluk yaptığı için sözleşmesinin 13/1/1989 tarihinde feshedildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda haber görünürdeki gerçeğe uygundur. Yolsuzluk soruşturmalarının devam ettiği süreç içinde Koray A.'ın tüm ilişkilerinin irdelenmesi basın açısından bir görevdir. O halde haber güncel olduğu gibi kamu yararı ve toplumsal ilgi ögelerini de içermektedir. Davacı siyasi bir kişi olup, bu tür olaylarla ilgili olarak, eleştirilere katlanmak zorundadır. Anayasa'nın 28. maddesi uyarınca basın özgürlüğü kapsamında bulunan haber, bütün olarak davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığından davanın reddi gerekir.
Anılan yön gözetilmeden yazılı gerekçeyle verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22/5/2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy