(2918 S. K. m. 87, 88, 89) (818 S. K. m. 41)
Dava: Davacı Fatih B'a velayeten, kendi adına asaleten Figen B vekili Avukat Nazım Ata tarafından, davalı İçişleri Bakanlığı aleyhine 29/4/1999 gününde verilen dilekçe ile trafik kazasından kaynaklanan desteğin ölümü nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 16/10/2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece istem kısmen kabul edilmiş; davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine dairemizce "davalı idareye ait aracın kaza sırasındaki sürücüsünün kim olduğunun belirlenmesinde zorunluluk vardır" gerekçesiyle araştırmaya yönelik olarak karar bozulmuş; bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılamada davalı idare aracının sürücüsünün kim olduğu hususunda hiçbir kanıt elde edilememiş; fakat mahkeme aracı sürdüğü iddia edilen Rıfat T. mirasçılarının Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/431 esas sayılı dosyasında açtıkları tazminat davasının reddine dair temyiz aşamasındaki henüz kesinleşmemiş kararı ile Fatih B.'un anne, baba ve kardeşinin açtığı manevi tazminat davasının kabulüne dair Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/331 esas-1999/323 karar sayılı kesinleşmiş kararını esas alarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Erzurum'dan geçilip İstanbul'a götürülen yüklü miktarda uyuşturucu maddenin ve elebaşı ile suç ortaklarının yakalanıp ele geçirilmesi için Erzurum Emniyet Müdürlüğü'nden ikisi komiser, altısı polis memuru olan sekiz kişi görevlendirilmiş; iki araçla giden ekipten komiser Fatih B., polis memurları Rıfat T., Ö. D. ve Aydın T.'in içinde bulunduğu 25 A 0025 resmi ( 34 PM 47 sahte-sivil ) plakalı Şahin marka araç dönüşte bir kamyonla çarpışmış; bu feci kazada aracın parçalanıp bölünen bir kısmı kamyon altında sürüklenmiş, içindeki dört emniyet mensubunun cesetleri parçalanıp dağılmış ve ikisinin cesedi de kısmen birbirine yapışmış ve kısmen dışarıya fırlamıştır. Çarpışma, adeta bir bomba patlama etkisi ve sonucunu doğurmuştur.
Olay yerinde jandarma görevlileri tarafından düzenlenen tutanakta, resmi araç sürücüsü olarak önce "N. Fatih B." yazılmış daha sonra her nedense bu isim çizilerek satır arasına "tahminen Rıfat Terlemez" yazılmıştır. Polis tarafından tutulan kaza tespit tutanağında da resmi araç sürücüsünden "... tahminimize göre Rıfat Terlemez olduğu" biçiminde söz edilmiştir.
Sağ kalan kamyon sürücüsü Ahmet Ş. aleyhine ( Zara Asliye Ceza Mahkemesi 1997/75 esas, 1998/95 karar sayılı ) Tedbirsizlik ve Dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verdiği iddiasıyla açılan kamu davasında Adli Tıp Kurumundan alınan kusura ilişkin raporda, kamyon sürücünün kusursuz, diğer araç sürücüsü Rıfat Terlemez'in 8/8 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Ancak, bu belirleme resmi araç sürücünün kim olduğu yönünde bir araştırma sonucu olmadığından ve yalnızca tahmine dayalı tutanaklardaki isme sadık kalınarak yapılan bir belirleme olduğundan kusur oranları bakımından önem arzettiği resmi araç sürücüsünün kim olduğunun tespiti bakımından bir anlam ifade etmez. Nitekim Ceza Mahkemesi karar gerekçesinde de bu husus "bu dosyamızın sanığının başka bir şahıs olması, kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen Rıfat T.'in de olayda ölmesi sebebiyle, dosyamızda ilgisi bulunmaması ve otomobil sürücüsünün kimliğinin tespiti yapılan yargılamaya herhangi bir katkı sağlamayacağı anlaşılmakla bu hususta mahkememizce bir araştırma yapılmamış ve bu hususun ayrı bir yargılama konusu olabileceği kanaatine varılmıştır." denilerek hem Rıfat T'in davaya müdahil olan babası Aşur ile eşi Aynur'un iddia ve savunmalarına cevap vermek hem de Adli Tıp Kurumu raporunu irdelemek suretiyle açık biçimde vurgulanmıştır.
Olay sonrası görev yapan Jandarma ve Emniyet görevlilerinin tanık olarak alınan ifadelerinde resmi araç sürücüsünün kim olduğunu belirleyemedikleri ve bunun da olayın oluş biçimi ve cesetlerin durumu nedeniyle mümkün olmadığı ittifakla açıklanmıştır.
Dahası Erzurum Emniyet Müdürlüğü'nün emsal dosyadaki 19/6/2001 tarihli yazısında araç sürücüsü görevlendirmesinin yapılmadığı, aracı kimin kullandığının bilinmediği anlaşılmaktadır. Otopsi tutanağında ise, olayda ölen dört kişinin de sürücü ehliyetinin bulunduğu yazılıdır.
Davacıların desteği Fatih B.'un otomobilin sürücüsü olup olmadığı kesin belli değildir. Kesin olan bir şey varsa, o da Fatih B.'un davalı idareye ait araçta görevli olarak bulunurken trafik kazasında ölmüş olmasıdır. Davalı, araç işletenidir. Araç işleteni, böylesine feci bir kazada Fatih B.'un araç sürücüsü olduğunu kanıtlamadan tazminat sorumluluğundan kurtulamaz. Mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Ancak, tazminat miktarının kuşkulu durum nedeniyle irdelenip bir indirip gerekip gerekmeyeceğinin mahkemece tartışılması gerekir.
Anılan yön gözetilmeden yazılı biçimde verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA; 6.3.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacılar, desteklerinin davalı idarenin işleteni olduğu araçta görevi nedeniyle yolculuk yaparken öldüğünü belirterek tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece, davacıların desteğinin tam kusurlu bulunduğu, bu nedenle tazminat istemlerinin yerinde olmadığı gerekçesi ile dava reddedilmiştir.
Kararın temyizi üzerine daire, kazaya uğrayan aracın araçta bulunanlardan hangisi tarafından kullanıldığı tam olarak belirlenememiştir. Bu bakımdan istemin kısmen kabulü yönünde hüküm kurulması gerekçesi ile kararı bozmuştur. Bozma nedenine katılamıyorum.
Şöyle ki;
Davacıların desteği ve olay sırasında destek yanında bulunan üç kişi emniyette görevli polislerdir. İstanbul'dan Erzurum'a gitmektedirler, işte bu sırada, Zara İlçesi sınırları içinde meydana gelen trafik kazası sonucu, davacıların desteği ile diğer üç kişi birlikte ve aynı anda ölmüşlerdir. Sorun olay sırasında aracın bu dört kişiden hangisi tarafından kullanıldığının belirlenmesinden kaynaklanmaktadır. Bu olgu tüm araştırmalara karşın kesin olarak belirlenememiştir. Daire, Ankara Asliye 26. Hukuk Mahkemesinde, davacısı Rıfat T.'in desteğinden yoksun kalanlar tarafından açılan davada da adı geçenin aracı kullanmadığını kabul etmiş ve verilen kararı 12/11/2001 gün ve 2002/10525-12740 sayılı kararla bozmuştur.
Bir davada, iddia konusu davalı tarafından kabul edilmiyorsa, bunun kanıtlanması iddia sahibi davacıya aittir. Somut olayda, davacıların iddiasının aksini davalı savunmuştur. Ancak davacı iddiasını kanıtlamak veya davalının savunmasının doğru olmadığını güçlendirecek hiçbir kanıt getirememiştir. Aksine tüm kanıtlar savunmayı doğrular yöndedir. Hal böyle olunca davanın reddedilmesi yerindedir. Buna karşın, davacıların desteğinin aracı kullandığının kuşkulu olduğu doğru değildir. Kuşku kanıtlanmamış olgular içindir. Kanıtlanamayan bir konuda olgu kısmen kanıtlanmıştır diye hüküm kurulamaz.
Daire kararında davalının sorumluluğu kabul edilmeli ancak aracı kullanmadığı kuşkulu olduğu için tazminattan indirim yapılması öngörülmüştür. Böyle bir belirleme ve sonucun yasal düzenleme dayanağı bulunmamaktadır. BK.nun 42. maddesi zararın varlığının sabit olması, ancak miktarının kanıtlanamaması durumunda miktarın takdirini yargıca bırakmıştır. Aynı yasanın 43. maddesi de hukuka aykırı eylemi kabul etmekte, ancak tazminat miktarının somut olayın oluşuna ve yanların konumuna göre belirlenmesini öngörmektedir. Somut olayda, davalının kusuru kanıtlanmadan, kuşku nedeniyle kısmen sorumlu tutulması doğru değildir. Kuşkuya göre kusur ve sorumluluk olamaz. Bu nedenle davanın reddine ilişkin karar doğrudur. Onanması gerektiği düşüncesindeyim. 6/3/2003
Full & Egal Universal Law Academy