(5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (2709 S. K. m. 28)
Dava: Davacı Ali Rıza Basa vekili Avukat Olcay Mis ile Sema Yılmaz tarafından, davalı Milliyet Gazetecilik A.Ş. ve diğerleri aleyhine 18.1.2001 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece istemin kısmen kabulüne dair verilen 26.11.2002 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 20.5.2003 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar adına kimse gelmedi, karşı taraftan davacı vekili Avukat Sema Yılmaz geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir.
Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.Davaya konu edilen somut olayda davacı, davalı gazetede " birinci derece bürokratın diplomasız yükselişi" başlığı altında yayımlanan haberde yer alan "Çalışma Bakanlığı Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanı Ali Rıza Basa'nın Almanya'dan aldığı meslek lisesi diplomasını yüksek okul diye yutturarak 1. dereceden maaş aldığı ortaya çıktı. Ali Rıza Basa
Kısa süre önce Çalışma Bakanlığı Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı'na getirildi. Ancak Milliyet, 1989'dan bu yana 1. derece memur maaşı alan Basa'nın gerek genel müdür, gerekse daire başkanlığı koltuğunda "sahte diplomalarla oturduğunu belgeledi. Oysa Basa, meslek lisesi mezunu olarak en fazla 3. dereceye kadar yükselebilecekti.
Ali Rıza Basa'nın, Almanca diploma ve gördüğü dersleri içeren mezuniyet belgesinin tercümelerinde başlıktan içeriğe kadar her düzeyde sahtekarlık yapıldığı belirlendi. 'Fachhochschule Köln' başlıklı diplomanın doğru karşılığı 'Köln Meslek Yüksek Lisesi' olması gerekirken, 'Köln Yüksek Okulu' olarak tercüme edildi. Basa'nın 3 yıllık meslek lisesi diploması, üzerinde yapılan tahrifata karşın YÖK tarafından 4 yıllık bir eğitime eşdeğer kabul edildi. Oysa Almanya'da Ali Rıza Basa'nın okuduğu Fachhochschule'lerden üniversitelere 'giriş' bile yok. Bu ülkelerde üniversiteye girmek için 'Gymnasium' diye anılan liselerde okumuş olmak ve 'olgunluk' sınavının karşılığı olan 'Abitur testini' geçmek gerekiyor. Almanya'da not yetersizliği nedeniyle Gymnasium'a, yani liseye giremeyenler ya da üniversite eğitimi yapmak istemeyenler, 10. sınıftan sonra Ali Rıza Basa'nın gittiği Fachhochschule'lere giriyor ve bu meslek lisesinden alınan diplomalar, yalnız üniversiteye değil, hiçbir lisans eğitimine olanak tanımıyor. Basa ise, Almanya'daki meslek lisesinden aldığı diplomayı, yalnız yüksekokul diye yutturmakla kalmayıp, sözde Türkçe tercümesine, diplomanın Almanca aslında var olmayan 'Yüksek Lisans Diploması' başlığını ekletip altını özenle çizdirerek, 'lisans' sahibi olduğunu da iddia etti." biçimindeki haberle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu; oysa, Köln Meslek Yüksek Okulu'ndan Yüksek Sosyal Çalışmacı akademik derecesi ile mezun olduğunu, bitirme tezini "Yabancılar Politikası ve Bunun Türk İşçileri Üzerindeki Etkileri" konusundan seçtiğini, mezuniyet diploması ve tez diplomasını Yükseköğretim Kurulu'na sunarak denklik isteminde bulunduğunu, 6 Eylül 1985 günlü yazı ile denklik belgesi verildiğini belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.Davalılar ise; davacı tarafından Yükseköğretim Kurulu'na sunulan tercümelerde yanlışlar ve hatalar bulunduğunu ileri sürerek, dosyaya sundukları diploma tercümesinde Köln Yüksek Okulu Yüksek Lisans Diploması yazılı olduğunu, oysa orijinal metinde "Fachhochschule Köln Diplom-Urkunde" yani, "Köln Meslek Yüksek Okulu Diploması" yazılı olduğunu; yine, ( Fachhochschule Köln ) "Zeugnis über die Diplompüfung" isimli belgenin tercümesinde "Zeugnis über die Diplompüfung" ibaresinin "bitirme sınavı belgesi" şeklinde tercüme edildiğini, bu belgenin diploma olmayıp karne olduğunu, Köln Meslek Yüksek Okulunun Köln Yüksek Okulu şeklinde tercüme edildiğini belirterek yayının hukuka aykırı olmadığını belirterek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlar ve davaya cevap dilekçesi ekinde, davacının Yükseköğretim Kuruluna sunduğunu ileri sürdükleri diploma ve diğer belgelerin fotokopilerini sunarak yayının bu belgelere dayandığını açıklamışlardır.Davacı bu savunmaya karşı verdiği cevapta, denklik belgesi almak için yapılan başvuruda lise mezuniyet belgesi, Yüksek öğretim diploması ve sınav bitirme belgesinin asıllarının istendiğini ve belgelerin asılları incelenerek denklik belgesi düzenlendiğini, diploma ve bitirme belgesi tercümelerinin Yükseköğretim Kuruluna sunulmadığını, tercümelerin konsoloslukça onaylanan yurtdışındaki yeminli tercüman tarafından yapıldığını açıklamış; davalılar tarafından dosyaya sunulan tercümelerin doğru olmadığını ileri sürüp karşı çıkmamıştır.Dosyadaki bilgi ve belgelerden, ön lisans/lisans diplomasının veya mezuniyet belgesinin noter tasdikli Türkçe tercümesi ile bunların fotokopileri verilmeden Yükseköğretim Kurulu tarafından bir diplomaya denklik belgesi verilemeyeceği anlaşıldığına göre; 'Köln Meslek Yüksekokulu' ya da 'Uzmanlık Yüksekokulu-Köln' biçiminde tercüme edilmesi gereken belgenin 'Köln Yüksek Okulu Yüksek Lisans Diploması' olarak tercüme edilerek Yükseköğretim Kuruluna sunulduğu ve buna göre denklik belgesi alındığı sonucuna varılmalıdır. O halde haber, yayının yapıldığı gündeki görünen gerçekliğe uygun bulunmaktadır. Basın maddi gerçeği araştırıp bulduktan sonra yayımlamak zorunda olmadığından, olayın görünen gerçekliğe uygunluğunun kanıtlanması basını sorumluluktan kurtaracak bir olgudur. Şu durumunda, istemin tümden reddedilmemiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13.5.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy