(1086 S. K. m. 236)
Taraflar arasındaki istihkak davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 6/5/2002 gün ve 2002/4436-2002/5422 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davalılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK'nun 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava alacak istemine ilişkindir. Davacılar; murisleri tarafından davalılara 20.000 dolar borç verildiğini, ancak davalıların bu borcu ödemediklerinden alacak davası açmışlardır.
Davalılar; kendilerine banka havalesiyle gönderilen paranın borç olarak verilmediğini, aksine kendilerinin değişik zamanlarda davacıların murisine verdikleri borç paranın geri ödenmesi olduğunu savunmuşlardır.
Mahkemece davalıların bu beyanları bağlantısız bileşik ikrar olarak değerlendirilip, bölünebileceği kabul edilerek dava konusu edilen paranın daha önce verilen borcun geri ödemesi olduğunun davalı tarafça kanıtlanması gerektiğinden davalılara yemin teklif hakkı hatırlatılmış, davalıların teklif ettiği yemini davacıların eda etmesi nedeniyle de davalı savunmasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Oysa; karşı tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru olduğu bildirilir, fakat bunun hukuki niteliğinin iddia edildiğinden başka olduğu öne sürülür ise bu durum vasıflı ikrar ya da gerekçeli inkardır. (Prof. Dr. Baki Kuru HMUK s. 2052). Vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani vasıflı ikrarın ikrar eden aleyhine delil teşkil etmeyeceği, aksine o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği hukukumuzda genel olarak kabul edilmekledir. Vasıflı ikrar (gerekçeli inkar) halinde lehine ikrar yapılan taraf ancak ispat yüküne yer değiştirmemek şartıyla diğer tarafın ikrarını bölebilir. Bağlantısız bileşik ikrarda; ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında hiçbir bağlılık yoktur. Bağlantılı bileşik ikrar ise vasıflı ikrara benzemektedir. Çünkü her ikisinde de ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile asıl ikrar edilen) vakıa arasında bağlantı vardır. Yalnız vasıflı ikrara eklenen vakıa asıl vakıa ile aynı andaki veya ondan önceki bir vakıa olduğu halde bileşik ikrara eklenen vakıa asıl vakıadan sonraki tarihte doğmuş olan bir vakıadır.
Somut olayda davacılar 20.000 doların davalılardan tahsilini istemiş, davalılar ise paranın gönderildiğini ikrar edip bunun daha önce davacıların murisine verilen ödüncün geri ödenmesi olduğunu beyan etmiştir. Davalıların bu kabulü vasıflı ikrardır ve bu durumda gönderilen paranın önceki alacağa karşılık değil, borç olarak gönderildiğinin ispat yükü davacıya düşer (Yargıtay HGK 26/8/2001 gün ve 2001/13-630 E., 2001/647 K. sayılı ilamı).
Dosyadaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafın bu hususu ispatlayamadığı görülmektedir. Yerel Mahkemece 20.000 dolara ilişkin alacak isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile ikrarın bağlantısız bileşik ikrar olarak değerlendirilip buna göre de ispat yükünü davalı tarafa yüklemesi ve yemin teklif hakkını hatırlatıp teklif edilen yeminin eda edildiği gerekçesine dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir ise de, hüküm onanmış bulunduğundan, davalıların karar düzeltme isteği HUMK'nun 440-442. maddeleri uyarınca kabul edilmeli, onama kararı kaldırılmalı ve hüküm gösterilen nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalıların karar düzeltme isteklerinin kabulüne, onama kararının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve önce temyiz eden davalılar vekili için takdir olunan 250.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacılara yükletilmesine onama kararımızla alınan harç ile peşin alınan tashihi karar harcının istek halinde geri verilmesine, 10.4.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacılar, davaya konu edilen paranın davalılara borç olarak verildiğini davalılar ise parayı aldıklarının doğru olduğunu ancak bunu borç olarak değil alacakları nedeniyle aldıklarını savunmuşlardır. Yanlar akraba olup, olayda tanık dinlenmesi usule aykırı değildir. Karşılıklı olarak dinlenen tanıklar kendilerini tanık gösteren yan lehine açıklamada bulunmuşlardır. Mahkeme tanık beyanlarını ve bir de tamamlayıcı yemini esas almak suretiyle davayı kabul etmiştir. Bu karar dairece onanmıştır. Kararın düzeltilmesinin istenmesi üzerine, onama kararı kaldırılarak hüküm bozulmuştur.
Bozma kararında ilkeler belirtilmiştir. Bu soyul ilkelerin doğru olduğu tartışmasızdır. Ancak bu ilkeler somut olaya uyarlandığında farklılıkların bulunduğu, uyuşmazlığın somut olaya göre çözümlenmesinin adalete daha uygun olduğu, mahkemenin de bu olgulara göre takdir yetkisini, vicdani kanaatini kullanarak sonuca vardığı bu hususun dairece de uygun görülüp kararın onandığı, karar düzeltme nedenlerinin bulunmadığı, farklı bir itirazın getirilmediği gözetilerek karar düzeltme isteminin reddedilmesi gerektiği düşüncesi ile çoğunluğun bozma nedenlerine katılamıyoruz. 10/4/2003
Full & Egal Universal Law Academy