(818 S. K. m. 51) (2330 S. K. m. 1, 2, 3)
Davacı İçişleri Bakanlığı adına Hazine Avukatı G. Apak tarafından, davalı H. Çorumlu ve diğerleri aleyhine 18.07.2002 gününde verilen dilekçe ile rücuen maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 29.01.2003 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, 2330 sayılı Yasa gereğince rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
2330 sayılı Yasa hükümlerine göre, devlet, bu yasa kapsamı içinde yer alan kamu görevlisinin görevi sırasında ve görevi ile bağlantılı olarak uğradığı zararları öncelikle ödenmesini üstlenmektedir. Diğer bir anlatımla, devlet, kamu görevlisinin ölmesi halinde mirasçılarına, yaralanması durumunda ise, yaralanma derecesine göre kendisine nakdi tazminat adı altında yine yasada öngörülen ölçü ve miktarlarda ödemede bulunmayı yükümlenmiştir. Bunun amacı zarar gören kamu görevlisinin öncelikle ve ivedilikle korunmasıdır. Buradaki devletin sorumluluğu, yasadan doğan ve zaman itibariyle öncelik taşıyan bir sorumluluktur. Bu bağlamda devlet öncelikle ve ivedilikle yaptığı ödeme ile ilgili olarak, zararlandırıcı eylemin meydana gelmesinde sorumluluğu bulunup-bulunmadığını gözetmeden, daha sonra değerlendirme yapılmak ve sorumluluğun kapsamını ve failin kimler olduğunu belirlemek üzere bir bakıma zarar verenin yükümlülüklerini yerine getirmektedir. İşte devlet zarar verenin yükümlülüğü oranında onun yerine geçmek suretiyle ödeme nedeniyle ona dönme hakkını elde edebilmektedir.
Öte yandan, BK'nun 51. maddesinde, zincirleme sorumluluk halleri yer almış ve sorumlu olanlardan tamamının ayrı ayrı hukuki nedenlerden dolayı da olsa zincirleme sorumlu olacakları düzenleme altına alınmıştır. Maddenin şu düzenleniş biçimi itibariyle somut olaya uygulandığında davacı idarenin meydana gelen zarardan Yasa gereğince, zarar verenin de haksız eylem nedeniyle sorumlu oldukları kabul edilmek gerekir. İşte devlet bu yasal sorumluluğu nedeniyle başkaca kimlerin sorumlu olduğunu bu bağlamda zarar vereni belirleme yoluna gitmeden öncelik ve ivedilikle yasadan doğan yükümlülüğünü yerine getirmektedir. Devletin yasadan doğan bu yükümlülüğü sonucu yaptığı ödemenin bir bağış ve atıfet olmadığı işin kapsam ve niteliğinden anlaşılmaktadır. Aksi halde zarar veren 2330 sayılı Yasa kapsamı içinde yer alan bir görevliye karşı verdiği zarardan sorumlu tutulmamış olacaktır. Böyle bir sonucun hukuken uygun görülemeyeceği açıktır. Şu durumda devletin yaptığı ödemede zarar verene kusuru oranında rücu etme hakkının var olduğunun kabulü sorumluluk hukukunun genel bir kuralıdır.
Mahkemece, zararın haksız eylem tarihinde gerçekleştiği de gözetilerek, 2330 sayılı Yasa gereğince ve bu tarihteki ölçülere göre zararın miktarının belirlenmesi ve hüküm altına alınması gerekir. Yetersiz ve yanılgılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş bulunması, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, gösterilen nedenlerle BOZULMASINA 07.07.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy