(765 S. K. m. 102)
Dava: Davacılar Münir Güney vd. vekili Avukat Muhammet Tokat tarafından, davalılar Cihan Atıcı ve Hür Sigorta A.Ş. aleyhine 9.8.1996 gününde verilen dilekçe ile trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davalı Hür Sigorta A.Ş. aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine, davalı Cihan Atıcı aleyhine açılan davanın kabulüne dair verilen 23.10.2002 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı Cihan Atıcı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 20.1.2004 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı Cihan Atıcı vekili Avukat Kadir Atıcı ile karşı taraftan davacılar vekili Avukat Muhammet Tokat geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Sonuç: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine, özellikle olay 5.11.1994 tarihinde meydana gelmiş olup, 9.8.1996 günü dava açılmıştır. Davacının tedavi ve kalıcı iş gücü kaybının belirlenmesi için muayene edilip raporlar alınmıştır. En son, Adli Tıp Kurumu'nun 16.5.2001 tarihli raporunda davacının kalıcı iş gücü kaybı belirlenmiştir. 4.2.2000 tarihinde ise, davacı fazlaya ilişkin zararın tazmini için dilekçesini vermiştir. Bu dilekçe ıslah dilekçesi olarak nitelendirilse de, başlı başına bir davadır. Davalı buna karşı zamanaşımı definde bulunmuştur. Ne var ki, yukarıda açıklandığı üzere davacının gelişen durum itibariyle zararını tam olarak bilmediği, bunu Adli Tıp Kurumu'nun raporuyla öğrendiği kabul edilmek gerekir. Bu tarih itibariyle 1 yıl içerisinde ve 4.2.2002 gününde dilekçe verildiğine göre olayda zamanaşımı gerçekleşmemiştir. Bu gerekçeyle zamanaşımı savunmasının reddi gerekirken mahkemece olayda TCK'nun 102. maddesinde belirtilen ceza zamanaşımının gerçekleşmediği gerekçesiyle zamanaşımı savunmasının reddi doğru değil ise de yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve davacılar vekili için takdir olunan 375.000.000 lira duruşma avukatlık ücreti ile aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalı Cihan Atıcı'ya yükletilmesine 20.01.2004 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Borçlar Kanunu'nun 60. maddesi gereğince uygulanacak zamanaşımının hangi tarihte başlayacağının belirlenmesi konunun özünü teşkil etmektedir. Kaideten zamanaşımının başlaması için zarar görenin olayı, olaydan sorumlu olanı ve olaydan doğan zararını öğrenmesi gerekir. Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, zarar görenin zararını hangi tarihte öğrenmiş sayılacağı meselesidir. Kural olarak zamanaşımı olay tarihinde başlar.
Eğer olay nedeniyle vücut bütünlüğünde kayıp olmuşsa, tedavi gerekiyorsa vücut bütünlüğündeki kaybın ve buna bağlı olarak zararın ne olacağı tedavinin sonunda belli olacağından, zamanaşımının başlaması da, doğal olarak, bu tedavinin bittiği tarihe kadar uzayacaktır. Tedavinin devam etmesi nedeniyle zamanaşımının başlamasının gecikmesine tedaviye bağlı olarak gelişen durumun sebep olduğu kabul edilmektedir. Ancak; gelişen durum, olaya bağlı vücut bütünlüğündeki kaybın tespiti, tedavi gerektiriyorsa tedavi için geçecek sürenin sonunda kaybın tespiti için zaman gerektiriyorsa söz konusu olur. Olaya bağlı tedavinin bittiği tarih itibarıyla davacı kendiliğinden vücut bütünlüğündeki kaybı ve bu kayba dayalı zararı bilebileceğinden zamanaşımı başlangıcının bu tarihten öteye götürülmesinin, işgücü kaybı, meslekte kazanma gücü kaybı gibi nedenlerle alınmış olan raporları öğrenme tarihine esas saymanın haklı nedeni olamaz. Aksinin kabulü hakkın kötüye kullanılması sonuçlarına varan haksızlıklara sebep olabilir. Çarpıcı bir örnek verilecek olursa; fiili şartları itibarıyla birbirine benzer iki olay düşünelim. Birinci olayda, gelişmeler çok çabuk sonuçlanıp bir yılda ceza davasının da bittiği ve davacının zararını öğrendiğini kabul edelim. İkinci olayda ise, ceza davasının zamanaşımı nedeniyle sonuçlandığını ve davacının zamanaşımı süresinden sonra dava açtığını ve çalışma gücündeki kaybın henüz tespit edilmediğini belirterek zamanaşımının geçmediğini iddia ettiğini varsayalım. Bu takdirde davacının zararını bilmediğini kabul etmek ve zamanaşımı itirazını reddetmek gerekecektir. Örneğe devam edecek olursak, ikinci davadaki kişinin isteği zamanaşımına uğramamış sayılacak, birinci örnekteki zarar görenin ek davası zamanaşımı nedeniyle reddedilebilecektir. Özetlenecek olursa; aslolan zararın ne olduğunun bilindiği tarih değil bilinebileceği tarihtir. Olay tarihine en yakın hangi tarihte zararın öğrenilmesi imkanı doğmuşsa zamanaşımı bu tarihte başlamalıdır. Bu anlamda, olaydan doğan işgücü kaybı, meslekte kazanma gücü kaybı, kusur nisbeti gibi zararın öğrenilmesine etkili unsurların zarar görence bilinebileceği, bilinmesi gerektiği, ceza veya hukuk mahkemelerinin veya başka bir merciin bunları tespit etmesinin zaruretinin bulunmadığı kabul edilmelidir.
Dairemizin son zamanlara kadar ki uygulaması görüşümüzü doğrular niteliktedir. Örnek olmak üzere 15.10.1985 gün ve 5988-8202, 23.3.1989 gün ve 2286-2659 sayılı kararlarında sırası ile iyileşmenin gerçekleştiği tarih zamanaşımına başlangıç alınır. Gelişen durumda zamanaşımı başlangıcı gelişen durumun son bulduğu tarihtir, rapor tarihi esas alınmaz. denmekte iken Hukuk Genel Kurulu'nun kararlarına kadar yansıyan yeni görüşte ise, mağdurun zararını kendiliğinden bilebilmesinin mümkün olmadığı, zarara etkili olan unsurların mağdurun yönlendirilmesi ile tespit edilmesinden önce ve tedavi hangi tarihte bitmiş olursa olsun, bilinemeyeceği ve dolayısıyla zamanaşımının başlamayacağı kabul edilmiş bulunmaktadır.
Zarar görenin zararını tedavinin bittiği tarih itibarıyla bilebileceğinin kabul edilmesinin işin gereğine ve hakkaniyete daha uygun olacağını düşündüğümden ve somut olaydaki ıslah tarihi itibariyle zamanaşımının gerçekleştiğini kabul ettiğimden yüce çoğunluğun kararına katılamıyorum. 20.1.2004 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy