(4721 S. K. m. 13, 15) (818 S. K. m. 54) (3065 S. K. m. 20) (1136 S. K. m. 164) (2709 S. K. m. 73)
Dava: Davacı Celalettin Cerrah vekili Avukat Yüksel Köse tarafından, davalılar Salman Yüksel ve Özgür Yüksel aleyhine 3.5.2002 tarihinde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 6.3.2003 tarihli kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak tetkiki davalılar tarafından süresi içerisinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 24.2.2004 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı asiller Salman Yüksel ve Özgür Yüksel geldi, karşı taraftan davacı adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1- Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz olunmuştur.
Davaya konu yayınlar, Ankara Çetesinin Vatan Kurtarma Operasyonları ve Çetenin Kimliği adlarını taşımaktadır. Davacı ile ilgili bölüm ise, Çetenin Kimliği adlı kitabın 25 ila 27. sayfalarında yer almaktadır. Burada yazılanlarla ile ilgili olarak, gerçekliğin kanıtlanmadığı ve davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu açıktır.
Davaya konu yazıların yer aldığı kitabın yazarı, davalılardan Salman Yüksel'in ayırtım gücünden yoksun bulunduğu çekişmesiz olup; mahkemenin de kabulündedir. Adı geçenin, hakkaniyet gereğince hukuka aykırı eylem sebebiyle sorumluluğu benimsenmiş ve tazminata hükmedilmiştir.
Kural olarak, haksız eylemlerden sorumluluk kusura dayanır. Kusur sorumluluğu için de, ayırt etme gücünün varlığı gerek ve yeter koşuldur. (YTMK.m.13). Sair yandan, yasada gösterilen ayrık durumların varlığı halinde, ayırt etme gücü bulunmayanlar da sorumlu tutulabilirler. (YTMK.m.15). Bu ayrıksı durumlardan biri ise, BK.m.54/1 hükmü ile düzenlenen hakkaniyet gereğine dayalı objektif sorumluluk halidir.
Bu düzenleme ile hakime, geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. Bu yetkinin, her olayı çevreleyen koşulların göz önünde bulundurularak kullanılması gerekir. Bu bağlamda, ayırt etme gücü bulunmayanın eyleminin doğurduğu özel tehlike; ayırt etme gücü bulunmamasına karşın, objektif ölçüler içerisinde ona yüklenilebilecek bir kusurun varlığı; ayırt etme gücü bulunmayanın, eylem sırasındaki öznel durumu ve zarar görene yönelik tutumu ile tarafların ekonomik varlıklarının göz önünde tutulması gerekir. Özellikle, eylemde bulunanın sorumluluğunun, onun yönünden rahatlıkla katlanılabilir; zarar gören bakımından ise hissedilir ölçüde ekonomik sonuçlar doğurması durumunda sorumluluk benimsenebilir.
Somut olayda, davalılardan Salman Yüksel'in, 1994 yılından beri paranoid bozukluk tanısı ile kısıtlandığı; ayrı yerde yerleşik oğlu, sair davalının vesayeti altında bulunduğu; emekli öğretmen olduğu ve emekli aylığı aldığı; eşinden boşandığı, anlaşılmaktadır. Davacı ise, il emniyet müdürüdür.
Davalı Salman Yüksel'in, çevre bakımından saldırgan tutum ve davranışlarının bulunmadığı; söz konusu kitapların basım yeri ve tarihlerinin bulunmadığı; sair yandan, kitapların büyük bölümünün aynı konulara ait çeşitli yayınlardan alıntı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Alıntıların genel nitelikteki değerlendirmelerin, özelinde davacı ile ilişkilendirilmesinin; bu davalının paranoid bozukluk olarak ifade edilen rahatsızlığı ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davaya konu tutumunun; objektif ölçüler içerisinde kendisine yüklenilebilecek bir kusur olarak, kabul edilmemesi gerekir. Sair yandan, belli bir sürece yayılan davranışının da; rahatsızlığı ile ilgili olduğu benimsenmelidir. Yine, dosyada bulunan karar örneklerinden davaya konu yazıların yer aldığı kitapların toplatılmasına karar verildiği ve şu haliyle davacıya yönelik hukuka aykırılığın sürmesinin önlendiği anlaşılmaktadır. Sair yandan davalı tarafın, sınırlı bir ekonomik güce sahip olduğu anlaşılmaktadır. Davacının ise sosyo-ekonomik durumu, davalılara göre daha üst düzeydedir. Bu bakımdan da, hakkaniyet sorumluluğundan söz edilememek gerekir. Bütün bu açıklamalar karşısında, davanın reddi gerekirken yazılı gerekçelerle kabul kararı verilmesi; usul ve kanuna aykırı görülmüş ve kararın bozulması gerekmiştir.
2- Kabule göre de; Mahkemece takdir edilen vekalet ücretine, katma değer vergisi eklenerek hüküm kurulmuştur. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde; bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Kanun hükümleri gereği katma değer vergisi ayrıca ilave edilir. denilmekte ise de, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Yasası'nın 20/4. maddesinde, belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile biletle tahsil edilen hallerde tarife ve bilet bedeli, katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez. hükmü ile Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. şeklindeki kanun maddelerinin bu düzenleniş biçimine karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesindeki düzenleme biçiminin yer almış bulunması, normlar arasında aykırılık yaratmıştır. Bu gibi durumlarda ve Yargılama Hukuku bakımından öncelikle göz önünde tutulacak hüküm, Anayasa kuralıdır. Yukarda yazılı olan Anayasa kuralına dayanılarak çıkarılan 3065 sayılı Kanunun 20/4. maddesinde, yukarda açıklandığı üzere, bu nitelikteki tarifelerde ön görülen miktarın içerisinde Katma Değer Vergisi'nin de bulunduğu, sair bir ifade ile Katma Değer Vergisi'nin, tarifede belirlenen miktar içerisinde yer aldığı belirtilmiştir. Şu durumda, kanun hükmü gözetildiğinde, tarifedeki ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi'nin eklenmemesi gerektiği kabul edilmek gerekir.
Mahkemenin yukarda yazılı olan bu kanuni düzenlemeleri gözetmeden, tarifede belirlenen ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklenmesi şeklinde vardığı sonuç usul ve kanuna aykırı olup karar bu sebeple de bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen kararın, yukarda 1 ve 2 no.lu bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istem halinde geri verilmesine 24.02.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy