(4721 S. K. m. 1007) (743 S. K. m. 917) (3065 S. K. m. 20) (2709 S. K. m. 73) (1136 S. K. m. 164) (YHGK. 26.11.1980 T. 1978/4-624 E. 1980/2478 K.)
Dava: Davacı Hüseyin Kıymaz vd. vekili Avukat Recep Adıgüzel tarafından, davalı Maliye Hazinesi aleyhine 23.7.2001 gününde verilen dilekçe ile maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.12.2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dava, tapu sicilinin tutulmasından doğan maddi zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Dosyadaki belge ve bilgilere göre; dava konusu taşınmazın bir bölümünü de kapsar biçimde yapılan kadastro çalışması sırasında, 413 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tespit edildiği; dava dışı kişiler tarafından tespite itiraz olunduğu, kadastro davasının derdest bulunmasına karşın 413 parsel tutanağının kesinleştirilerek Hazine adına sicil oluşturulduğu ve dava dışı kişilere Hazine tarafından dağıtımının yapıldığı; Salihli Kadastro Mahkemesi'nin 2.4.1992 gün ve 1983/32-1992/1 sayılı kararı ile:
(...413 parsel hakkındaki itiraz davasında, yargılama sürerken henüz parsel itirazlı iken ve bu durum kadastro şefliğine ve tapu sicil müdürlüğüne mahkememizce bildirilmiş olmasına rağmen, bu nazara alınmadan idarece nizalı taşınmazın hazine adına tesciline ve bundan sonra da idarece muhtelif miktarlarla ifraz edilerek köylü kişilere tapuda terkinine ilişkin işlemlerin hiçbir hukuki değeri bulunmadığından, bu hükümsüzlüğün tespitine, idarece yapılmış taşınmaz hakkındaki tüm tasarrufların geçersizliğinin tespitine...) gerekçesiyle, taşınmazın itiraz edenler adlarına çeşitli pay oranları ile tesciline karar verildiği; kararın Yargıtay denetiminden de geçmek suretiyle 28.9.1993 gününde kesinleştiği ve kesinleşen karara dayalı olarak da, davaya konu bölümü kapsar biçimde tapu tarafından işlem yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, kadastro mahkemesi tarafından da geçersizliği saptanılan işlemler nedeniyle ve MK. m.917 (YTMK. m. 1007) hükümleri uyarınca istemde bulunmuştur. Anılan hükümler gereğince devletin sorumluğu kusura dayanmamakta olup; tapu sicilinin tutulmasında, sicil memurunun hukuka aykırı bir eylemi, bu eylemden bir zarar doğması ve eylem ile zararlı sonuç arasında uygun nedensellik bağının varlığı, gerek ve yeterlidir.
Somut olayda, kadastro yargılamasına rağmen 413 parsel sayılı taşınmazın tespit işleminin kesinleştirilmesi ve Hazine adına sicil oluşturulması eylemi hukuka aykırıdır. Ancak, bu durumun hukuka aykırılığı yukarıda aynen alıntılanan kadastro mahkemesi kararı ile saptanmış ve geçersiz bulunduğu da hükme bağlanmıştır. Bu bakımdan, hukuka aykırı bir eylem bulunmakla beraber, davacı yönünden zararlı bir sonuç söz konusu değildir. Aksine, davacının bir bölüm taşınmazının elinden çıkmasının nedeni, kesinleşmiş kadastro yargılamasının sonucudur.
Diğer yandan, davacının kadastro tespitine itiraz edenler arasında bulunmadığı anlaşılmaktadır. Oysa ki, hakkını kadastro yargılamasında ileri sürme ve savunma olanağına sahiptir. Bu yola başvurmaksızın ve kadastro sürecindeki hatalı uygulama nedeniyle istemde bulunulamaz. Bu bağlamda, sicil tutulması ile ilgisi olmayan; kanun yolları gösterilmiş ve bu yollara başvurularak düzeltilmesi olanakları bulunan kadastro çalışma ve faaliyetleri sırasındaki işlemler, tapu sicili tutma kavramı içinde mütalaa edilemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/11/1980 gün ve 1978/4-624; 1980/2478 sayılı kararı).
Açıklanan nedenler karşısında, mahkemece davanın reddi yerine kabulüne karar verilmiş olması; yasanın uygulanmasında açık yanılgı niteliğinde olup, bozmayı gerektirmiştir. (HUMK.m.428/b.1).
2- Mahkemece takdir edilen vekalet ücretine, katma değer vergisi eklenerek hüküm kurulmuştur. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde; bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Yasa hükümleri gereği katma değer vergisi ayrıca ilave edilir. denilmekte ise de, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Yasası'nın 20/4. maddesinde, belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile biletle tahsil edilen hallerde tarife ve bilet bedeli, katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez. hükmü ile Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen vergi, resim harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. şeklindeki yasa maddelerinin bu düzenleniş biçimine karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesindeki düzenleme biçiminin yer almış bulunması, normlar arasında aykırılık yaratmıştır. Bu gibi durumlarda ve Yargılama Hukuku bakımından öncelikle gözönünde tutulacak hüküm, Anayasa kuralıdır. Yukarıda yazılı olan Anayasa kuralına dayanılarak çıkarılan 3065 sayılı yasanın 20/4. maddesinde, yukarıda açıklandığı üzere, bu nitelikteki tarifelerde öngörülen miktarın içinde Katma Değer Vergisi'nin de bulunduğu, diğer bir ifade ile Katma Değer Vergisi'nin, tarifede belirlenen miktar içinde yer aldığı belirtilmiştir. Şu durumda, yasa hükmü gözetildiğinde, tarifedeki ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi'nin eklenmemesi gerektiği kabul edilmek gerekir.
Mahkemenin yukarıda yazılı olan bu yasal düzenlemeleri gözetmeden, tarifede belirlenen ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklenmesi biçiminde vardığı sonuç usul ve yasaya aykırı olup karar bu nedenle de bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, 27.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy