(2709 S. K. m. 28) (5860 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (4455 S. K. m. 1)
Dava: Davacı F.B.G. vekili Avukat H.H.Ö. tarafından, davalılar Bilgin Yayıncılık A.Ş. ve S.U. aleyhine 28.03.2000 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin kısmen kabulüne dair verilen 21.04.2003 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraflar vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasası'nın, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasa'nın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasası'nın 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.'nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davacı, 23.11.1999 günlü Sabah gazetesinde Meslekten atılıyor, Cinsel tacizci hakim sonunda yakayı ele verdi. ve aynı tarihli Takvim gazetesinde Bu başlığı yazmaya elimiz varmadı ama ..., Tecavüzcü hakim, Aksaray hakimi Fatih, öğretmene tecavüz edip hamile bıraktı. Öğretmen delil olarak spermli yorganı gösterdi! başlıkları altında yayımlanan haberlerde, haber verme ve eleştiri sınırı aşılarak, yargıçlık mesleği arkasına saklanan, cinsel içgüdülerini taciz, tecavüz ile tatmin eden psito-patolojik bir kişilik olarak sunulduğunu belirterek, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalılar ise, tecavüze uğradığını iddia eden bir Öğretmenin şikayeti üzerine davacı hakkında soruşturma açıldığını ve haberin gerçek olduğunu ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Mahkemece istemin bir bölümü hüküm altına alınmış; kararı davalılar temyiz etmişlerdir.
Dava konusu edilen Sabah ve Takvim gazetelerindeki yayınlarda; davacının bir öğretmene tecavüz ettiği öğretmenin şikayeti üzerine davacı hakkında soruşturma başlatıldığı, davacının bundan başka aralarında adliye memurlarının da bulunduğu çok sayıda genç kız ve kadına tecavüzde bulunmakla suçlandığı, Adalet Bakanına başvuran öğretmenin; davacı ile aralarında gönül ilişkisi başladığını, davacının evlenme vadinde bulunduğunu, yalnız oldukları bir sırada davacının kendisine zorla tecavüz ettiğini ileri sürdüğünü, bu tecavüz sonucu hamile kaldığını ve çocuğunu aldırmak zorunda bırakıldığını belirterek davacıdan Şikayetçi olduğunu söylediği, kanıt olarak davacının sperminin bulunduğu yorgan ile telefon görüşmelerine ilişkin ses kasetlerini sunduğu, davacının kendisine grup seksi önerdiği, ses kasetlerinde davacının öğretmeni tehdit eden konuşmalar ile davacının çok sayıda genç kız ve kadınla olan ilişkisinden söz ettiğinin öğrenildiği, müfettiş raporunun Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna sunulduğu, meslekten ihracına karar verilmesi halinde davacı hakkında tecavüz suçundan dava açılacağı yer almaktadır.
Dosya arasında bulunan ve Adalet Müfettişi tarafından düzenlenmiş bulunan 09.10.1999 tarihli inceleme ve soruşturma raporunda; davacı hakkında F.Y. isimli mağdurenin, alacağım diye kandırıp evlenme vaadiyle kızlığını bozduğu, onu hamile bıraktığı, gebeliğin izalesi için müştekiyi ikna ettiği, çocuğun altı haftalık iken kürtaj yoluyla aldırılmasını müteakip ilgi ile alakasını kestiği konusunda soruşturma yapıldığı, raporun delillerin tartışılması bölümünde şikayetçinin iddialarının tanık açıklamaları ile doğrulandığı, tek tek olaylara bütün halinde bakıldığında şikayetçi (öğretmenin) ileri sürdüğü ve zaman içinde gelişen olayların gerçekleştiği ve iddianın doğru olduğunun anlaşıldığı, toplanan kanıtlar karşısında şikayetçi tarafından getirilen ve Cumhuriyet Başsavcılığı emanetine alınan ve sperm lekeleri bulunduğu söylenen yorganla ilgili DNA testi ve doku incelemesi yapılmasına gerek görülmediği, davacının şikayetçi ile cinsel ilişkide bulunduğu, Aksaray'da bir hakimin bir bayan öğretmenle bu tür ilişkilere girip her yerde konuşulur hale gelmesi ve yayılıp dedikodu hainde muhitte anlatılır olması hem mesleğin şeref ve onurunu, hem de memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte davranışlar olarak algılanması gerektiği kanısına ulaşıldığı, bekar bir hakimin bekar bir öğretmen bayanın evine böyle uluorta sık sık girip çıkması, birlikte seyahat etmelerinin hakimlik vakarı ile bağdaşmayan, eleştirilmesi gereken bir durum oluşturduğu, tanık anlatımlarından davacının evlenme vadinde bulunduğunun varsayılması gerektiği, eylemin zorla gerçekleştirildiğine ilişkin kanıt bulunmadığı, eylemin rıza ve ikna yoluyla gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı, şikayetçinin kızlığının davacı ile münasebetinden önce izale edilmemiş olduğu sonucuna ulaşıldığı ve soruşturma konusunun gerçek olması nedeniyle davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasının önerildiği; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 24.12.2001 gün ve 413 sayılı kararı ile, davacının işlediği iddia edilen disiplin suçunun 03.09.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4455 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanunun 1. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "23.04.1999 tarihiden önce işlenen ve af kapsamına giren disiplin cezalarının verilmesini gerektiren fiillerden dolayı, ... devam etmekte olan disiplin soruşturma ve kovuşturmaları işlemden kaldırılır... hükmü gereğince dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki ilkeler ile olayın gelişen şu durumu birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu edilen yayının Adalet Bakanlığı müfettişi tarafından hazırlanan rapordaki bulgulara dayandığı ve yayın günündeki görünen gerçekliğe uygun bulunduğu, basının somut gerçeği değil, o anda görünen ve yayın gününde var olan görünürdeki gerçeği özle biçim arasındaki dengeyi koruyarak yayımladığı takdirde yayının hukuka aykırı olmayacağı, davacının olayın mağdurunu aldatmak amacıyla sergilediği davranışları karşısında Cinsel tacizci hakim sonunda yakayı ele verdi, Tecavüzcü hakim, Aksaray hakimi Fatih, öğretmene tecavüz edip hamile bıraktı. Öğretmen delil olarak spermli yorganı gösterdi! biçimindeki haber başlıklarda özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan söz edilmeyeceği ve basının sorumlu tutulamayacağı sonucuna varılarak istem tümden reddedilmelidir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 18.09.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy