(818 S. K. m. 41, 47, 49) (22.6.1966 günlü ve 7/7 S. YİBK)
Dava: Davacı F.Rıdvan Arı vekili Avukat Ahmet Kurt tarafından, davalı Haluk Karagöz ve Halil İbrahim Apaydın aleyhine 19.11.2001 gününde verilen dilekçe ile trafik kazası nedeni ile maddi manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 3.3.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Haluk Karagöz ile süresi içinde diğer davalı H.İbrahim Apaydın ve davacı vekilleri taraflarından istenilmekle davalı Haluk Karagöz'den gayrı tarafların temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Davalılardan Haluk Karagöz'e gerekçeli kararın 24.5.2004 tarihinde tebliğ edildiği, yasal süre içinde temyizi bulunmadığı, diğer davalının temyiz dilekçesinin kendisine tebliği üzerine davalının temyizine katılmak suretiyle ve temyiz harcı yatırmayacağını da belirterek 15.6.2004 tarihinde temyiz dilekçesi verdiği anlaşılmakla bir davalının temyizine diğer davalının katılamayacağı gözetilerek davalılardan Haluk Karagöz'ün temyiz dilekçesinin süre yönünden reddedilmesi gerekmiştir.
2- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalılardan H.İbrahim Apaydın'ın ve davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
3- Davacının diğer temyiz itirazına gelince; Borçlar Kanunu'nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Davaya konu olan işte olayın oluş biçimi, kusur durumu, davacının yaralanma derecesi ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde mahkemece takdir olunan 3.000.000.000 TL. manevi tazminat miktarı azdır. Daha üst düzeyde manevi tazminat takdir edilmek üzere yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
4- Davalılardan H.İbrahim Apaydın'ın diğer temyiz itirazına gelince; davacının kendine ait kamyon ile nakliyatçılık yaparken trafik kazasında yaralanması karşısında bu kazanın ilgili sosyal güvenlik kurumu tarafından sosyal güvenlik kapsamında değerlendirilerek davacıya bu olay nedeniyle peşin sermaye değerli bir gelir bağlanıp bağlanmadığı araştırılarak var ise o gelirin tazminat kapsamından indirilmesi gerekirken, mahkemece eksik incelemeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın 3 sayılı bentte gösterilen nedenle davacı yararına, 4 sayılı bentte gösterilen nedenle davalılardan H.İbrahim Apaydın yararına BOZULMASINA, tarafların diğer temyiz itirazlarının 2 sayılı bentteki nedenlerle reddine; davalılardan Haluk Karagöz'ün temyiz dilekçesinin ilk bentteki nedenlerle reddine ve temyiz eden taraflardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 23.06.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy:
Yerel mahkeme kararının aşağıda belirttiğim nedenle de bozulması gerektiği düşüncesindeyim.
Bilirkişi davacının kazadan önceki ücretinin asgari ücretin dört misli olduğu görüşüne göre rapor hazırlamıştır. Zararlandırıcı olay sonucu beden gücünü kısmen kaybeden davacı kendi kamyonuyla nakliyecilik yapmakta olup dosya arasında mevcut 2000 yılına ilişkin olarak Vergi Dairesine bildirdiği matrah yıllık brüt 2.000.000.000 TL olup, bu miktar aylık yaklaşık 165.000.000 liraya denk gelmektedir. Bu miktarın içinde davacının kendi kamyonunun getirisi de vardır. Oysa asıl olan nakliyecilikte çalışan bir kişinin kamyon katkısı olmadan gelirin nazara alınmasıdır. Bilirkişi dosyada davacının ücreti konusunda rapora esas alınabilecek açık bir veri olmamasına rağmen, davacının gelirini kendi takdiri ile asgari ücretin dört misli olarak belirlemiştir. 2000 yılı için vergi dairesine bildirilen matrah nazara alındığında bu matrah 2001 yılının aylık 122.186.250 TL. olarak belirtilen asgari ücretin biraz üzerindedir. Bu bakımdan davacının kaza tarihi itibariyle kamyon katkısı olmaksızın nakliyeci olarak kazanabileceği gelirin araştırılarak buna göre rapor tanzimi gerekirken dosya kapsamına uymayan ve dayanağı bulunmayan bilirkişi görüşündeki oran nazara alınarak destek tazminatının hesaplanmasını da doğru görmediğimden davacının belirtilen şekilde gelirinin araştırılıp buna göre rapor tanzim edilmesi gerekir. Yerel mahkeme kararının belirtilen sebeple de bozulması gerektiğini düşünüyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy