(4721 S. K. m. 6)
Dava: Davacı Ayşe dava takipçisi Cavit tarafından, davalı Ali aleyhine 25.06.2002 gününde verilen dilekçe ile davacıya düğünde takılan altınların satılarak elde edilen para ile alınan ineğin ve buzağının davacıya ait olduğunun tespitinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 25.12.2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, tespit istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, düğün töreni sırasında kendisine takılan ziynet eşyalarının bozdurularak satın alınan ineğin mülkiyetinin kendisine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda tespit davaları açıkça düzenlenmiş değildir. Ancak, bu davaların da dinlenilebilir olduğu, gerek öğretide ve gerekse de uygulamada kabul edilmektedir.
Tespit davasının dinlenilebilmesi için, genel dava şartlarının yanında iki ek şartın da bulunması gerekir:
1- Tespit davasının konusu, yalnız hukuki ilişkiler olabilir.
2- Davacının, hukuki yararı bulunmalıdır.
Hukuki yararın varlığı, dava koşulu niteliğinde olup; mahkemece, kendiliğinden göz önünde tutulur.
Dava, hakkın ihlali nedeniyle mahkemeden hukuki korunma istemidir. Dava hakkı da, hukuki yarar ile sınırlıdır. Davacı, ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakkını elde edebilmek için mahkeme kararına muhtaç bulunmalıdır. Bu bağlamda, hukuki korunmada, ( davada ) zorunluluk olmalıdır. İdeal veya geleceğe dönük bir yarar yeterli değildir. Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır ve ayrıca bu yönde bir ispat yükümlülüğü yoktur. Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, 'hemen' tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir. Bu da, üç şartın birlikte varlığına bağlıdır:
1- Davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel ( halihazır ) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı;
2- Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı;
3- Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen ( icraya konulamayan ) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır ( Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1979 Bası, C: 1, s. 908 vd. ).
Somut olayda; davacının hukuki durumunun güncel bir tehlike altında olmadığı, buna bağlı olarak hukuki durumu konusunda bir tereddüt bulunmadığı ve tespitinde bu tehlikeyi ortadan kaldırmasının söz konusu olmadığı açıktır. Mahkemenin tespite ilişkin hükmünün, bu haliyle hiçbir hukuki değeri de yoktur. Davacı tarafından ileri sürülüş biçimi itibariyle eda davasına konu olabilecek bir istek söz konusudur. Eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açılamaz. Mahkemece, dava koşulu niteliğindeki hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddi yerine; yazılı şekilde karar verilmiş bulunması, yasanın uygulanmasına ilişkin açık yanılgı niteliğinde olup bozmayı gerektirmiştir ( HUMK. m. 428/b. 1 ).
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 23.06.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy