(2709 S. K. m. 17, 36) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı Turabi Ada vekili Avukat Hüseyin Sıragezen tarafından, davalı Ziraat Bankası A.Ş. aleyhine 16.5.2003 tarihinde verilen dilekçe ile haksız şikayet sebebiyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 31.3.2004 tarihli kararın Yargıtay'ca tetkiki davalı vekili Avukat Ünsal Eral tarafından süresi içerisinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, davalı tarafından haksız olarak şikayet edildiğini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece istek kısmen kabul edilmiştir. Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Şikayet hakkı, sair bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında kanuni işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Yasanın 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, sair taraftan kişilik hakları da Anayasal ve kanuni güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu halde uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, bütün özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, sair bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi durumda bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği sair bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içerisinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi durumda şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Davalı, Edirne Tapu Sicil Müdür Yardımcısı olan davacının Edirne 1. İcra Müdürlüğünün 1999/1847 s. ve 2. İcra Müdürlüğünün 2000/1005 s. dosyaları için çıkarılıp gönderilen tapu kayıtlarında Ziraat Bankasının ipoteği olmasına rağmen göstermeyerek rüçhanlı alacağından mahrum kalmasına neden olduğunu belirterek adli görevi ihmal suçundan cezalandırılması için şikayetçi olmuş, yapılan soruşturma sonucunda takipsizlik kararı verilmiştir. Davacı bu haksız suçlama sebebiyle üzüldüğünü, aile ve iş çevresinde sıkıntı yaşadığını belirterek manevi tazminat istemiştir. Dava dosyası içerisinde bulunan icra dosyası fotokopilerine göre, sıra cetveline esas olmak üzere İcra Müdürlüğünün Edirne Tapu Sicil Müdürlüğünden istediği tapu kayıtlarında, davacının imzası bulunan 07.08.2000 günlü yazı ile cevap verilmiş olup davalının 39, 40 ve 450 no.lu parsellerde ipotek hakkı bulunduğu durumda borçlu aleyhine 1999/1847 s. takipte 450 no.lu parseldeki, 2000/1005 s. takipte ise 40 no.lu parseldeki davalının ipotek hakkının gösterilmemiş olduğu anlaşılmaktadır. Soruşturmada Tapu Sicil Müdürlüğünün 18.02.2000 ve 24.02.2000 günlü müzekkereler ekindeki tapu kayıtlarında davalıya ilişkin ipotek şerhinin işlenmiş olduğu gerekçesi ile davacı hakkında dava açılmamış olması şikayetin haksız olduğu anlamına gelmez. Her iki icra dosyasında da davalının rüçhanlı ipotek alacağı olmasına rağmen sıra cetvelinde gösterilmemiş olması sebebi ile alacağını tahsil edememiştir. Davalı alacağını tahsil edebilmek için hem Tapu Sicil Müdürlüğü'ne hem de icra dosyası alacaklısına karşı dava açmıştır. Bu haliyle davalının şikayette bulunmasını gerektiren emareler olup davalının şikayet hakkını kanuni sınırlar içinde kullandığı anlaşılmaktadır. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan sebeple BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istem halinde geri verilmesine, 29.09.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy