(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı Fadıl İnan vekili Avukat Fevzi Coşkun tarafından, davalı Feza Gazetecilik AŞ ve Mustafa Erdoğan aleyhine 4.3.2004 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.7.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Feza Gaz. AŞ vd.leri vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasası'nın tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılardan Feza Gaz. AŞ vd.leri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasası'nın 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen Zaman Gazetesinin 8.11.2003 günlü sayısının birinci sayfasında yer alan ve davalılardan Murat Aydın tarafından hazırlanan Yargıtay'daki başörtü yasağı adli bir skandal başlıklı yazıda; hukukçular, Yargıtay'da yapılan duruşmada başörtülü sanığın duruşma salonundan çıkartılmasını, adil yargılanma ve savunma hakkının açık bir ihlali olarak değerlendirdi. Hatice Hasdemir'in sanık olarak yargılandığı davada duruşma salonundan çıkarılması yeni bir kamusal alan tartışması başlattı. Önceki gün Yargıtay 4. Ceza Dairesinde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'le birlikte 63 belediye görevlisinin yargılandığı duruşmada meydana gelen skandalı değerlendiren hukukçular, bugüne kadar mahkeme salonlarına başörtülülerin alınmaması gibi bir uygulama görülmediğine işaret etti. Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, 4. Ceza Dairesi Başkanı Fadıl İnan'ın başörtülü sanığı salondan çıkarmasına destek verirken, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof Dr. İbrahim Kabaoğlu, ceza hukukçusu Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer başta olmak üzere çok sayıda hukukçu ve sivil toplum örgütünün temsilcisi uygulamayı hukuka aykırı buldu. biçiminde haber yayınlanmıştır.
Mahkemece Yargıtay'daki başörtü yasağı adli bir skandal başlıklı yazıda yer alan skandal kelimesinin utanç verici, büyük etki uyandıran, küçük düşürücü, rezalet anlamında kullanılmış olduğu kabul edilerek manevi tazminata hükmedilmiştir.
Davaya konu yayın, Türkiye'nin o tarihlerde gündemini meşgul eden Yargıtay 4. Ceza Dairesinde yapılan bir duruşmada daire başkanı olan davacının duruşmaya başı örtülü olarak giren bir sanıktan başını açıp tekrar duruşma salonuna gelmesini istemesi ve bu sanığın duruşma salonundan çıkarak savunmasını yapmadan gitmesi biçiminde gelişen olaydan sonra yapılmıştır. Yayın içeriği ve başlığı bir bütün halinde incelenip değerlendirildiğinde yayında yukarıda açıklanan konu anlatılarak yapılan işlemin adli bir skandal olduğunun belirtildiği ve yazı başlığında da aynı nitelendirmenin yapıldığı görülmektedir. Yayın içeriği ile başlığın uyumlu olduğu, yayında ve başlıkta konuya ilişkin olarak bir düşünce açıklaması yapıldığı, başlığın yayın içeriğinden ayrı olarak değerlendirilemeyeceği bu bağlamda yayındaki bazı sözcüklerin tek tek ele alınarak değil yazının bütününün değerlendirilerek kişilik hakkına saldırı oluşturup oluşturmadığının irdelenmesi gerektiği, başlık ve konu birlikte ele alınarak yayının bütünü değerlendirildiğinde davacının kişilik değerlerine saldırıdan söz edilemeyeceği, yayının bir düşünce açıklaması niteliği taşıdığı sonuç ve kanaatine varıldığından davanın reddedilmesi gerekirken mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından karar bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 05.10.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy