(4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı A. ve diğerleri vekili Avukat S.B. tarafından, davalı M. vs. aleyhine 19.11.2001 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.03.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, kararı davacılar temyiz edilmiştir.
Davacılar küçük kızları Ş'nin rızası dışında çekilen fotoğraflarının ticari reklam aracı olarak kullanılması nedeniyle manevi tazminat istemişlerdir. Yerel mahkeme küçük Ş'nin istemini kısmen kabul etmiş, kararı davacılar temyiz etmişlerdir.
Davacılar A. ve Ş'nin velayetleri altındaki küçük kızlarının rıza dışı ticari amaçlı resimlerinin çekilmesi ile davacı anne-babanın da duygusal kişilik değerleri ihlal edilmiş olduğuna göre onlar yararına da uygun miktarlarda manevi tazminata hükmetmek gerekirken, yazılı gerekçe ile davalarının reddi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
2- Davacılar hükmedilecek manevi tazminatlara dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesini istedikleri halde faiz konusunda karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.
3- Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldın teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nesafetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sının onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Davaya konu olan olayın gelişimi ve yukarıdaki ilkeler birlikte gözetildiğinde davacı küçük Ş'ye hükmedilen manevi tazminat miktarı da düşüktür. Adı geçen davacı yararına daha üst düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 1-2-3 nolu bentlerde gösterilen nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13.10.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY :
Davalılar M. ve H. vekili 05/0912002 tarihli dilekçesi ile vekaletten istifa etmiştir. Mahkemece istifa keyfiyeti dava dilekçesindeki adrese çıkarılan tebligatla yerine getirilmek istenmiş ancak davalıların tanınmadıklarından bahisle tebligatlar bila ikmal iade edilmiştir.
Mahkemece verilen karar dahi dava dilekçesindeki adrese gönderilmiş belirtilen adreste tebligat yapılamadığından, tebligatlar Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre yapılmıştır. Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca tebligat yapılabilmesi için dosyaya yeni bir adresin bildirilmemiş olması gerekir. Oysa dava dilekçesinin tebliğinden sonra davalı vekilinin dosyaya ibraz etmiş olduğu vekaletnamelerde bahsi geçen davalıların başka adresi yazılıdır. Davacı vekili temyiz dilekçesinde de davalılara ait başka bir adres bildirmiştir. Bu durum karşısında davalılara Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca tebligat yapılması doğru değildir. Ayrıca HUMK'nun 68 ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 41. maddeleri uyarınca istifa asile ulaşmadıkça vekalet görevi devam ettiğinden, davalılara tebligat yapılmaması halinde bahsi geçen maddeler uyarınca vekile tebligat yapılması gerekmektedir.
Bu durum karşısında davalılara usulüne uygun tebligat yapılmadığından esasa girilmeksizin usulüne uygun tebligat yapılmak üzere dava dosyasının mahalline gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy