(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı Fuat Gürcüoğlu ve Alattin Özkan vekili Avukat Muhammet Döşkaya tarafından, davalı Kutlay Yakut aleyhine 4.8.2003 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 6.7.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacılar, davalı tarafından haksız olarak şikayet edildiklerini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
1- Davalının, davacılardan Fuat Gürcüoğlu'na yönelik temyiz itirazı yönünden; Somut olayda Yıldırım Belediyesi İlköğretim Okulunda müdür ve müdür yardımcısı olan davacılar yine aynı okulda öğretmen olan davalının Milli Eğitim Müdürlüğü'ne verdiği şikayet dilekçesi nedeniyle manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Dava konusu şikayet dilekçesi incelendiğinde; müdür yardımcısı olan davacı Fuat Gürcüoğlu'nun adının geçmediği gibi ona yönelik herhangi bir isnat ve beyanın da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Şu durumda adı geçen davacının kişilik haklarına saldırının varlığından söz edilemez. Bu nedenle davacı Fuat Gürcüoğlu hakkındaki istemin reddi gerekirken mahkemece yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş olup karar bozmayı gerektirmiştir.
2- Davalının, diğer davacı Alattin Özkan'a yönelik temyiz itirazına gelince;
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması İle İlgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanun'un 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Davalının, Milli Eğitim Müdürlüğüne verdiği şikayet dilekçesinde; okulumuzda bir yönetim boşluğu gözlemlerimdendir. Okul müdürü özellikle bu olaylara göz yummaktadır. Mevcut yönetim boşluğu keyfi anlayışına dayanmaktadır. Okul müdürü, ağız sürtüşmesi ile beni sindirme ve üzerine çekip olay yaratmak istedi. Bu davranışlarının temelinde Atatürkçü-ydın olmamdan rahatsızlık duyulduğu sezgilerimdendir. Okulumuzda düzenli nöbet tutulmuyor. Okul müdürü sürekli odasında bilgisayar başında, kendisi birkaç hafta istiklal marşına katılmamıştır. 6 Mart, 3 Nisan, 1 Mayıs günleri istiklal marşında yoklardı, Cuma günleri kendisi ve birkaç öğretmenle Cuma namazına gittiler. Okulda namaz kılma odası yaptıkları tespitlerimdendir. Bu rahatsızlığımı beyan eder okul müdürü hakkında gerekli işlemin yapılmasını arz ederim. şeklinde beyanlar yer almaktadır. Okul müdürü olan davacı Alattin Özkan, bu dilekçedeki asılsız isnatlar nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla manevi tazminat istemiştir. Mahkemece, şikayetin haksız olduğu gerekçesi ile istem kısmen kabul edilmiştir.
Davalı ile müdür yardımcısı olan dava dışı İsrail Usta'nın ayrı ayrı verdikleri şikayet dilekçeleri üzerine yapılan ön inceleme sonucunda Kaymakamlıkça davacılar hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Cumhuriyet Savcılığının bu karara itirazı üzerine Bölge İdare Mahkemesince hazırlık soruşturması açılmasını gerektirir yeterli delilin olduğu gerekçesi ile soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın kaldırılmasına karar verilmiş ve davacılar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan ceza davası açılmıştır. Ceza mahkemesince isnatların TCK anlamında suç teşkil etmediği, disiplin soruşturmasını gerektirecek ve idari konulara ilişkin hususlar olduğu gerekçesi ile davacı-sanıkların beraatlarına karar verilmiştir.
Davacıların, kendileri hakkında şikayet dilekçesi veren ve bu davada davalı olarak gösterilmeyen müdür yardımcısı İsrail Usta hakkında açtıkları tazminat davasında, dinlenilen davalı tanıkları ise beyanlarında aynı okulda öğretmen olduklarını, okul müdürü olan davacının Pazartesi ve Cuma günü yapılan törenlere çok sık katılmadığını, bu konunun okulda konuşulduğunu, okulda düzensizlik olduğunu ifade etmişlerdir.
Yukarıda anılan tanık beyanları ve ceza dosyası kapsamı karşısında, davalının şikayeti haksız olmayıp anayasada düzenlenen hak arama özgürlüğü kapsamında yapılmış emareye dayalı şikayettir. Şu durumda, istemin tümden reddi yerine, kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 09.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy