(2709 S. K. m. 12, 36) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Davacı Aydın Hasdemir tarafından, davalı Züleyha Kayalı aleyhine 23.10.2002 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.9.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı ile davalı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, kararı taraflar temyiz etmişlerdir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanun'un 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK'nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Dosyadaki bilgi, belge ve açıklamalardan; davalı ve arkadaşlarının üçüncü kişi (davacının müvekkili) aleyhine muris muvazaası nedeniyle bağışın iptali ve tenkis davası açtıkları, davacı üçüncü kişinin avukatı olduğu, yargılama sonucunda davalı ve arkadaşlarının değişen miktarlarda bedel ödemeleri durumunda üçüncü kişinin tapu kaydının iptali ile davalı ve arkadaşları adına tesciline 15.11.2001 tarihinde karar verildiği, kararın onanarak ve karar düzeltme istemi reddedilerek 4.10.2002 tarihinde kesinleştiği, temyiz aşamasında iken davacı avukatın 11.2.2002 tarihinde davalı aleyhine ilamlı takip yaptığı, davalının şikayeti sonucunda İcra Tetkik Merciince ilam kesinleşmeden icra takibi yapılamayacağı ve ilamda yazılı bedele işlemiş faiz istenemeyeceği gerekçeleriyle takibin iptaline karar verildiği, davalının icra takibi yapılması üzerine, davacı avukatı (ve müvekkilini) C.Savcılığına şikayet ederek tenkis ilamının davacısı olmasına rağmen ilam tersine çevrilerek hakkında takip yapıldığını anlattığı, Adalet Bakanlığı'nca davacı hakkında işleme gerek bulunmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, davalının şikayet dilekçesinde yazılı bulunan haksız suçlamalar nedeniyle tazminat istemiştir. Davalı, şikayetin haklı olduğunu, şikayet sınırının aşılmadığını savunmuştur.
Tarafların iddia ve savunmaları ile tüm dosya içeriği incelenip değerlendirildiğinde; davacı avukatın kesinleşmemiş ilamı icra takibine konu yapması karşısında davalının şikayette bulunmasını gerektiren emare bulunduğu, şikayet dilekçesinde kullanılan sözcüklerin de Anayasal şikayet hakkı sınırı içinde kaldığı ve davacının kişilik hakkına saldırı oluşturmadığı, dilekçedeki dolandırıcılık suçlamasının davacıya değil davacının müvekkiline yönelik olduğu anlaşılmakla davanın reddedilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır. Şu durum karşısında, mahkemece davalının sorumluluğuna karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Öte yandan HUMK'nun 275. maddesine aykırı olarak, kişilik hakkına saldırı bulunup bulunmadığı yönünden hakimin hukuk bilgisiyle çözümlenebilecek hukuki bir konuda bilirkişi raporu alınmış olması da kabul şekli açısından doğru görülmemiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy