(818 S. K. m. 47) ( 5680 S. K. m. 1)
Dava: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasası'nın tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılardan ... Haber ve ... : Yayıncılık A.ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumdaki hukuka aykırılık , teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasası 'nın 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir.Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırına, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki, basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılık taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarda kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasa'nın "Temel Hak ve Özgürlükler" bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25. maddesinde yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçimde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçekleri yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararının bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygunluk olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davacı, Kanal ... adındaki televizyon kanalında yapılan yayında fotoğrafı da gösterilerek, orman arazisini yağmalamakla, talan etmekle, gayri hukuki yollara başvurmakla itham edildiğini, "Kayınbiraderin trilyonluk yağması, trilyonluk orman vurgunu, orman arazilerini talan ettiler, vurgun, yolsuzluk, rant skandalı, trilyonluk yağma yapmak, uyanık akraba, trilyonluk arazi vurgunu, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel görevde iken A.Ş. devlet ormanlarını yağmalamayı adet haline getirdi, polis kaynakları A.Ş. 'in de gözaltına alınacağını belirttiler" biçimindeki yayınla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunulmuştur.
Davalı ise, haberin gerçek olduğunu belirterek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur .
Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içerisinde bulunan Devlet Güvenlik Mahkemesi iddianamesinin incelenmesinden, oluşturulan bir grubun, bir plan ve program dahilinde, mülkiyeti orman idaresi ile çekişmeli olan geniş bir orman arazisinin sanıklardan N.A. ve A.Ş. 'in ortaklığında çiftlik yapılmak üzere N.A. adına asaleten A.Ş. adına vekaleten noterden yapılan satış ile satın alındığı, N.A. ve diğerleri hakkında çıkar amaçlı suç örgütü kurmak suçundan cezalandırmaları amacıyla ceza davası açıldığı, yayında davacının isminin öne çıkarılıp davaya konu haberin oluşturulup yayınlandığı anlaşılmaktadır. İddianamede açıklanan olgular ve olayın gelişimi gözetildiğinde dava konusu edilen nitelendirmelerin eleştiri sınırları içinde kaldığı ve hukuka uygunluk nedenlerinin bulunduğu benimsenmelidir. Şu durumda, dava konusu edilen yayının davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı sonucuna varılarak, istemin tümden reddedilmesi gerektiğinin gözetilmemiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gözetilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davalı şirket vekili için takdir olunan 375.000.000 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 23.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy