(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı Abdurrahman Dilipak vekili Avukat Salih Döğücü tarafından, davalı Uğur San ve diğerleri aleyhine 25.9.2000 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı tazminat istenmesi üzerine Mahkemece yapılan yargılama sonunda; maddi istemin kısmen kabulüne dair verilen 23.12.2003 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, Gözcü gazetesinde yapılan yayınlarla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalılar ise, yayında hukuka uygunluk nedenleri bulunduğunu, Güven Erkaya'nın ölümü üzerine davacının Akit gazetesinde bu kişiyi hedef alan, dinle bağdaşmayan yazılar yazması üzerine, eleştiri sınırlan içinde kalınarak yazılan yazılar olduğunu ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğim savunmuşlardır. Mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiştir.
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini, bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldın içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerek MK'nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavranılan ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkan dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır.Gerek yazılı ve gerek görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yaran bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik haklan saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerek basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerek görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayımlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayın daha önce davacı tarafından ölü bir kişinin ölümden sonra din kurallarına göre yargılanacağı ve karşılaşacağı sonuçlar "...BÇG'nin kurucusu, 28 Şubatın güçlü paşası Dar-ı bekaya göçtü. Şimdi onu Kiramen Katibin melekleri sorguluyor olsa gerek. İşte böyle. Herkesin yaptıkları ve yapması gerekirken yapmadıkları, söyledikleri ve söylemeleri gerekirken söylemediklerinin hesaplarının sorulacağı bir gün gelecek ve o gün, hiçbir şey gizli kalmayacak. Herkese hak ile batıl gösterilecek. Herkes yaptıklarının karşılığını hayır ya da şer, eksiksiz olarak görecek. Şimdi Güven Erkaya sorguya alındı. Elbette bir gün biz de gidecek ve orada onunla görüşeceğiz. Rütbelerin hiçbir işe yaramadığı bir zamanda ve mekânda Güven Paşa'yı görecek çok kişi olacak ve adalet yerini bulacak. Miskal zerre kadar kimin kimden alacağı varsa bedeller ödenecek. Şimdi siz namazlardan sonra Güven Paşa için gönlünüzden geçeni Rabbınıza arz edebilirsiniz. -Sahi siz Güven Erkaya'yı nasıl bilirsiniz? Benim cevabım şöyle: -Hiç iyi bilmezdik. Toprağı bol olsun. Sakın biri çıkıp bana. "Ölülerinizin arkasından onları hayırla yadedin" uyarısını hatırlatmasın. O uyarı, Hitler, Mussolini, Stalin için değil. Yoksa Kur'an, ölü Firavunlar'ın, Nemrutlar'ın hakkında söylediklerini söylemezdi. Kuşkusuz Güven Erkaya Hitler değil, ama onun da milletimizin bilincindeki yeri farklı.", biçimindeki değerlendirmelerle dile getirilmiştir.
Buna karşı yazılan dava konusu yazılarda davacının bu yaklaşımı eleştirilerek; "... Evladım, zaten Güven Paşa'ya hakaretlerinizden rejim sorunu çıkmıyor ki!.. Rejimle olan sorununuz yüzünden Güven Paşa'ya dil uzatıyorsunuz... Sizin asıl derdiniz laik cumhuriyetin temel nitelikleri ve Atatürk ilkeleri..", Kafayı mı yedin Abdurrahman" başlığı altında "Şeriatçı yazar Abdurrahman Dilipak sanki naklen maç anlatır gibi, ahirette Güven Paşa'ya neler yapıldığını anlatıyor. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya Paşa'nın ölümünü 'Hakkımızı helal etmeyeceğiz' manşetiyle duyuran Akit gazetesi kin yalan ve iftira dolu haberleri sürdürüyor. Allah adına hüküm vermekten çekinmeyip Güven Paşa'yı hemen cehenneme gönderen gazetenin Abdurrahman Dilipak isimli yazarı da, ahirette olanları yazmaya başladı.", "Ayıptır be" alt başlığı altında da, "Dilipak köşesinde "Erkaya şimdi ahirette melekler tarafından sorgulanıyor. Rütbeleri orada bir işe yaramayacak. Ben de gidince onunla hesaplaşacağım" diye yazdı. Ölenlerin arkasından konuşulabileceğini de öne süren Dilipak "O uyarı, Hitler, Mussolini, Stalin için değil. Erkaya Hitler değil ama, milletimizin bilincindeki yeri farklı" dedi." biçiminde yayın yapılmıştır. İşte davacı bu yayınlar ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmaktadır.
Gerçekten, ölen bir kişinin, öldükten sonra nasıl bir sonuçla karşılaşacağının yaşayanlar, bu bağlamda davacı tarafından belirlenmesi ve doğruymuş gibi yayın konusu yapılması din kurallarına göre de doğru bir yaklaşım olarak kabul edilemez. Davacının bu eylemi onun ağır kusurunu oluşturur. Şu durumda davalıların, davacının bu davranışına karşı yayında yer aldığı biçimde değerlendirme yapmaları, ağır biçimde de olsa davacıyı eleştirmelerinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Böyle bir değerlendirme davacının ağır kusurunun bir sonucudur. Hiç kimse kendi kusurlu eylemine dayanarak tazminat isteyemez. Yerel mahkemece, açıklanan gerekçelerle istemin tümden reddine karar verilmek gerekirken, yanılgıya dayalı yazılı gerekçeyle, istemin bir bölümünün hüküm altına alınmış olması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy