(818 S. K. m. 53, 49)
Dava: Davacı Erol Çakır vekili Avukat Adnan Korkmaz tarafından, davalı Kazım Abanoz aleyhine 7.3.2002 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.9.2002 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü :
Karar: Dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz olunmuştur.Davacı, davalının kendisini yalancılıkla itham ettiğini ileri sürmüş ve mahkemece de oluş sorunu bu biçimde çözümlenmiştir. Aynı konuda, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2002/267-2003/261 sayılı dosyasında yapılan ceza yargılaması sonucunda davalının beraatına karar verilmiştir. Kararın gerekçesi: ( ... Olay tarihinde mali şube müdürü bulunan Ayhan Mimaroğlu'nun atama yazısının normal olarak önce İstanbul Valiliği'ne gönderilmesi, buradan İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne iletilmesi gerekirken Emniyet Genel Müdürlüğü normal prosedürün aksine yazıyı direkt İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne göndermiş, atamadan haberdar olan gazeteciler durumu emniyet müdürü olan sanığa sormuşlar, sanık atamanın bulunduğuna yönelik bilgi verince durumu vilayetten soruşturmuşlar, valiliğin yazıdan haberdar olmaması üzerine doğal olarak bilgileri olmadığı yolunda yanıt alınmış, bu yanıt alındığında durum tekrar İstanbul Emniyet Müdürü sanıktan sorulduğunda bu defa sanık "O halde biri yalan söylüyor, ama o ben değilim" şeklinde yanıt vermiştir. Sanığın bu sözleri ile bizzat valiyi hedef alarak yalancılıkla itham ettiğini söylemek mümkün değildir. Gazetecilere Ayhan Mimaroğlu'nun atanması konusunda bilgileri bulunmadığını bizzat vali söylemiş olabileceği gibi vilayette görevli herhangi bir personel örneğin basın sözcüsü söylemiş olabilir. Sanık gazetecilerden gelen soru üzerine, atamanın olduğunu kendisi bizzat bildiği için bu şekilde bir söz sarfetmiş olabilir. Ancak bu sözlerin bizzat valiyi hedef aldığı ve onu yalancılıkla itham ettiği sonucunu çıkarmak olası değildir... ), biçimindedir. Ceza mahkemesi, hakaret kastının bulunmadığı nedeniyle beraat kararı vermiştir. Kural olarak, ceza mahkemesinin beraat kararı, hukuk mahkemesini bağlayıcı değildir. ( BK.m.53 ). Ancak, beraat kararı ile maddi olgu saptanmış ise; bu yön, hukuk yargılaması sırasında dışlanamaz ve aksi benimsenemez. Yerleşik yargısal uygulamalar bu doğrultudadır. Somut olayda, ceza mahkemesi davaya konu sözlerin davacıya yönelik olmadığını belirlemiştir. Belirlenen durum itibariyle de davalının tazminat sorumluluğu bulunmamaktadır. Mahkemece, delillerin takdirinde yanılgıya dayalı olarak davanın kısmen kabulü doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. ( HUMK. m.428/5 ).
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle davalı yararına BOZULMASINA; bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 29.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy