(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1)
Dava: Davacı Lio Yağ. San. ve Tic. A.Ş. vekili Avukat Murat Yıldırım tarafından, davalı Basın Yatırım San. A.Ş. ve arkadaşları aleyhine 9.4.2003 tarihinde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarının ihlal edilmesinden doğan manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 22.1.2004 tarihli kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak tetkiki davacı vekili tarafından süresi içerisinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 1.2.2005 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat Murat Yıldırım ile karşı taraftan davalılar vekili Avukat Tuna Eğrilmez geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması sebebiyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu sebeple davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, istek reddedilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Sair bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 s. Basın Kanununun 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içerisinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içerisinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Sair bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, bütün özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da kanuni ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu kanuni düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, sair bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içerisinde bulundukları şeklinde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi durumda hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun sair temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Sair bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Kanunu ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içerisinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu Akşam Gazetesi'nin 31.12.2002 tarihli sayısında dokuzuncu sayfasında davalılardan Deniz Gökçe tarafından kaleme alınan köşe yazısında; Türkiye'deki zeytinyağı imalatçılarının mali durumları anlatılırken, davacı firma için de zeytinyağı markalarından Lio da zor durumda, bankalarla pazarlıkta! ifadelerine yer verilmiştir. Davacı, iddianın gerçek olmadığını belirterek manevi tazminat istemiştir.
Davacı firmanın mali açıdan zor halde olup olmadığına dair kanıtlar toplanmış ve İzmir Ticaret Sicili iflas ya da kondardato bilgisine rastlanmadığını, Pamukbank, İş Bankası, Akbank, Vakıfbank, TSK. Bank verdikleri cevaplarda kullandırdıkları kredilerin vadesinde ödendiğini, Yapı Kredi Bankası ise 4 ayrı vadeli kredinin temdit edildiğini, temdit vadesinde ödenip kapandığını bildirmişlerdir. Yapı Kredi Bankası'na ilişkin kredilerin teknik bazı sebeplerle (1) ile (2) ay arasında vadelerinin uzatıldığı ve tamamının Ocak 2002 ayı içerisinde ödendiği anlaşılmaktadır. Dava konusu yazı bu ödemeden yaklaşık (1) yıl sonra yazılmıştır. Davacının zor halde olduğuna dair bir kanıt olmadan ve bir araştırma yapılmadan gerçeğe aykırı yayın yapılması davacı şirketin ticari itibarını zedeleyici ve hukuka aykırı bir davranış olarak kabul edilmek ve buna göre tazminat kapsamının belirlenmesi gerekirken, mahkemece davanın tümden reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda gösterilen sebeple BOZULMASINA ve temyiz eden davacı vekili için takdir edilen 400 TYL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine ve peşin alınan harcın istem halinde geri verilmesine 01.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy