(818 S. K. m. 41, 49) (1086 S. K. m. 75)
Dava ve Karar: Davacı Z. A. vekili Avukat S. A. tarafından, davalı T. Ö. aleyhine 1.4.2003 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 3.12.2003 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiş olup hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davalının sahibi bulunduğu internet sitesinde yayınlanan dava konusu yazıda; RTÜK'de inanılmaz skandal başlığı altında; Siz şu mafya bozuntusu S. P.'in haber ve kasetlerini yayınlayan kanalsınız. Sizle ilgili ihbar var. Bunun için inceletmeye aldırtıyorum, mafya bozuntusuyla ilgili yayınlarınızı incelettikten sonra konuşuruz. İntikam duyguları ile hareket. Bu sözler, M1TV mali işler koordinatörü P. T.'in aradığı RTÜK başkan yardımcısı Z. A.tarafından söylendi. Z. A.'ın bu sözleri M1TV'yi adeta ayaklandırdı. M1TV yönetim kurulu, yaptığı yazılı bir açıklama ile bu suçlamaların haksız olduğunu savundu ve A.'ı kınadığını açıkladı. İşte M1TV'nin yönetim kurulunun basın açıklaması: RTÜK üyesinden haksız suçlama; Ekranımız, üst kurulunuz üyesi ve başkan yardımcısı sıfatlarını taşıyan Sn. Z. A. Tarafından sözlü olarak tacize ve aslı olmayan suçlamalara maruz kalmıştır. Bir Kurum temsilcisinin herhangi bir esnaf ağzıyla konuşması, yayın kuruluşlarıyla normal prosedürün dışında ve bize göre sınırları aşan bir üslupla diyalog kurması hem şahsını, onun nezdinde de üst kurulunuzun itibarını zedeleyecektir. Bizce resmi makamlar, ikili görüşmelerde şahsi fikirlerini kurum adına dillendirirlerse temsil ettikleri kurumu zan altında bırakabilirler. Sayın A.'ın bu konuda kulaktan dolma bilgilerle değil, somut gerçeklerle fikir yürütmesini, resmi kurum kimliğine uygun olarak resmi kanallarla yapılmasını dileriz. ifadeleri kullanılmıştır. Yine aynı sitede bir okuyucunun mesajı olarak yayımlanan ve dava konusu edilen diğer yazıda ise; RTÜK hegemonyası başlığı altında: O, RTÜK üyesi Z. A. 'ın doğruyu söylemediğine inanıyorum. Çünkü o RTÜK'te yalnız ve yalnız MHP'nin çıkarları için bulunmaktadır. Başka hiçbir amacı ve hizmeti olmayacak kadar körü körüne D. B.'nin devletçiliğine inanan birinden doğruyu beklemek doğru değildir. İşte bu da hazin bir örnektir. Vasıfsız insanları hak etmedikleri konuma getirince konuları saptırarak kamuoyuna yansıtırlar. İsmini basında tutarak ikbal bekleyenlerden ne beklenir ki zaten. denilmiştir.
Mahkemece; internet kaynaklı yayında, davacının görev kişiliği hedef alınıp esnaf ağzı ile konuştuğu, televizyonu sözlü taciz ettiği, MHP'nin çıkarları için görevde bulunduğu, doğruyu söylemediği, vasıfsız olduğu halde hak etmediği konuma getirildiği, o yüzden konuları saptırarak kamuoyuna yansıttığı şeklinde yorum yapılarak davacının kişilik haklarına saldırıda da bulunulduğu gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece dava, kısmen kabul edilmiş ise de davanın özelliği ve iddia gözetildiğinde; davalının sahibi bulunduğu internet sitesinde yayımlanan ve davacı tarafından M1TV mali işler koordinatörü P. T. ile telefon görüşmesi sırasında söylendiği belirtilen hususların doğru olduğu, M1TV yöneticilerince basın bildirisi bulunduğu iddia edilmiş olduğu ve bu basın bildirisinin de yine aynı sitede yayınlandığı görülmektedir. Anılan TV kanalının yöneticilerinden P. T. ile davacının telefon görüşmeleri yaptığı ve davacının yukarıda iddia edilen sözleri söylediği belirtilmektedir. Şu durumda mahkemece bu şekilde bir telefon görüşmesinin yapılıp yapılmadığı, iddia edilen sözlerin davacı tarafından söylenip söylenmediği ve basın bildirgesinin doğru olup olmadığı üzerinde durulması gerekir. Her ne kadar davalı tarafından bu konuda tanık gösterilmese de uyuşmazlığın niteliği itibariyle mahkemece HUMK. nun 75. maddesinin gözetilerek resen bu kişinin tanık olarak dinlenilmesi gerekir. Mahkemece anılan bu yön gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı biçimde karar verilmiş olması doğru değildir. Karar bu nedenlerle bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy