(3533 S. K. m. 1) (YHGK 22.03.2006 T. 2006/4-12 E. 2006/95 K.)
Dava: Davacı Orman Genel Müdürlüğü vekili Avukat Demet Savran tarafından, davalı TEDAŞ vd. aleyhine 18.09.2002 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 13.05.2003 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 3533 sayılı Yasanın 1. maddesine göre genel, katma ve özel bütçelerle yönetilen daireler ve belediyelerle, sermayesinin tamamı devlete veya belediyelere yahut özel idarelere ait olan daire ve müesseseler arasında çıkan uyuşmazlıklardan adalet mahkemelerinin görevi içinde bulunanlar o yasada yazılı tahkim usulüne göre çözümlenir.
Davacının genel bütçeye dahil olması, davalının ise sermayesinin tamamı devlete ait bir müessese olması gözetildiğinde; dava konusu uyuşmazlığın çözümünün açıklanan yasal düzenleme karşısında hakeme ait olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla dava dilekçesinin görev yönünden reddedilmesi gerekirken, mahkemece işin esasının incelenmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle bozulmasına, bozma nedenine göre diğer yönlerin şimdiden incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 27.05.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, Orman Genel Müdürlüğü tarafından davalılar TEDAŞ Genel Müdürlüğü ile TEDAŞ Antalya Elektrik Dağıtım Müessese Müdürlüğü aleyhine açılan, davalıların orman yangınına neden oldukları savına dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.
Dava, Kumluca Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılmış; ancak, dairemiz çoğunluğu tarafından davanın mecburi tahkim yoluyla, yani hakem tarafından (3533 sayılı Yasa gereği) görülüp çözülmesi gerektiği düşüncesi ile karar bozulmuştur. Bu görüşe katılamıyorum.
Burada öncelikle incelenip sonuca kavuşturulması gereken husus, çekişmenin mecburi tahkim yoluyla çözümlenip çözümlenemeyeceği; bir başka anlatımla, tarafların niteliklerine ve işin mahiyetine göre uyuşmazlığı çözmede mecburi hakemin görevli ve yetkili olup olmadığı konusudur. Bilindiği üzere görev kamu düzeniyle ilgili olup yargılamanın her aşamasında incelenebileceği gibi kıyasen mecburi tahkimde uygulanan HUMK. nun 533. maddesi hükmünce yetki hususu da temyizen incelenebilir.
O halde, davalıların (TEDAŞ ve ona bağlı TEDAŞ Antalya Elektrik Dağıtım Müessesesi) 3533 sayılı Yasa kapsamına girip girmediklerine bakılmak gerekir.
233 sayılı KHK ortada yokken dahi 06.03.1978 gün ve 2/2 sayılı Y.İ.B kararında, bir daire ve müessesenin 3533 sayılı Yasa kapsamına girmesi için mülhak bütçeli ya da İktisadi Devlet Teşekkülü olmasının yeterli olmadığı yönetimindeki malın da devlet malı olması gerektiği vurgulanmıştır. Demek ki, adının ve sermayesinin, bütçesinin yeterli olmadığı; onlara 3533 sayılı Yasanın uygulanabilmesi için başka öğeler de aranmalıdır.
TEDAŞ, 233 sayılı KHK ile 26. Ocak 1994 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Ana Statüsü ile varlık bulan bir şirkettir. Hukuki bünyesi, KHK ile Ana statü hükümleri saklı kalmak kaydıyla özel hukuk hükümlerine tabidir.
Yasa koyucu İktisadi Devlet Teşekkülleri ile bağlı müesseselerini özel hukuk hükümlerine tabi tutarken bunların birer ticaret şirketi olduklarını benimsemiştir. Bunlara Genel Muhasebe Kanunu ile İhale Kanunu hükümlerinin uygulanamayacağı, Sayıştay denetimine tabi olmadıkları vurgulanmış; hisse senedi çıkarabilecekleri benimsenmiş; mallarının haczedilebilme olanağı sağlamıştır. Ayrıca Vergi Usul Kanununa göre müesseselerin tacirler gibi defter tutacakları ve gelirlerinin kurumlar vergisine tabi bulunduğu kabul edilip, bulundukları yer ticaret sicili ile Ticaret ve Sanayi Odasına kayıt olmaları zorunluluğu getirilmiştir.
TTK. 18/1 anlamını bulan teşebbüsler kapsamında Kamu İktisadi Teşebbüslerinin de olduğu ve bunların tacir sayılmaları gerektiği anlaşılmaktadır. Öğretide baskın görüş de bu yöndedir.
Bütün bu açıklamalar, davalılara 3533 sayılı Yasanın uygulanamayacağını göstermektedir. Yargıtay 1. HD, 11. HD, 13. HD, 14. HD, 19. HD ve 20. Hukuk Dairelerinin ve Hukuk Genel Kurulunun uygulamaları da davalıların 3533 sayılı Yasa kapsamına girmedikleri yolunda istikrar kazanmıştır.
Önemle üzerinde durulması gereken iki nokta karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ilki, bir Yüksek Mahkeme olarak ülke çapında hukuku uygulamada yaygınlığı ve birliği sağlama yükümlülüğü bulunan Yargıtay'da bu konuda ilgili hukuk daireleri arasında bu kadar uygulama birliği varken, dairemizin bunun dışında kalmasının sayısız sakıncalar yarattığıdır.
İkinci nokta ise, mecburi tahkim yoluyla hakem tarafından verilen kararlara ancak itiraz edilebileceği, bu itirazın da aynı hakem tarafından incelenebileceği olgusu karşısında, bir davanın genel adli mahkemelerde görülüp temyiz yolunun açık olması, hiç tartışmasız yargı güvenliğini de beraberinde taşımaktadır.
Sonuç olarak, davalıların 3533 sayılı Yasaya tabi olmadıkları, mahkemenin kendisini görevli sayıp davayı görmesi, Yargıtay'ın altı dairesi ile HGK karalarına, usul ve yasalara uygun olduğu halde, dairemiz çoğunluğunun görev yönünden kararı bozması doğru değildir. İşin esasına girilmesi gerekir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy